Nancy Fraser’ın Yamyam Kapitalizm’i içerisinde bulunduğumuz kriz dönemini anlayabilmek için sermayenin krizinin ötesine bakarak farklı sistemlerin de etkisini dahil etmesi açısından bir pencere açıyor. Ancak tam olarak “geniş çerçeve”den bakma iddiasındayken, kurucu sistem diyebileceğimiz patriyarkayı oyun dışında bırakıyor.

Bu yazıyı tetikleyen Eda’nın “Nancy Fraser’ın son kitabı çevrilmiş” demesi oldu. Aslında uzun süredir ikili üçlü sohbetler (Semiha, umarım hakkını veririm), parçası olduğum feminist kolektifin etkinlikleri ve yaptığımız kadın emeği bültenindeki tartışmalar*, feministlerle toplantılarda sıkça yolumuz ücretli ücretsiz emek kıskacında odaklanıyor. Ev içi emeği hiç görmeyenler olduğu gibi, görenler de farklı politik perspektiflerden yaklaşabiliyor. Yakın zamanda Documentarist’in düzenlediği bakım emeği panelinde de sevgili Gülnur Acar Savran “tüm bu bakım emeği tartışmalarında patriyarka tahlili nerede ve bu tahlil nasıl bu kadar görünmez kılınıyor” sorusu ile yine aydınlattı geceyi.

Nancy Fraser’ın son kitabı Yamyam Kapitalizm içerisinde bulunduğumuz krize klasik iktisatçıların ya da Marksist iktisatçıların baktığı yerden daha detaylı bir analiz sunmak ve bu analize bağlı da bir mücadele hattı önermek amacı ile bir anlatı sunuyor. Fraser kapitalizmi sadece ekonomik bir yapı olarak görmenin eksikliğini belirtip aslında bir toplum türü olduğunu belirtiyor. Kapitalizmin yapısı gereği de kendi krizini ürettiğini söylüyor ve kendi kendini yiyen bir yılana benzetiyor. Burada yalnızca ücretli emek alanı (sömürü ile birlikte mülksüzleştirmeyi de dahil ediyor) ve sermayenin krizi ile sınırlandırmanın eksik olacağını söyleyerek, ırkçılık, bakım emeği krizi, doğa talanı ve devletin de “eklemlenerek” bu krizi besleyen birkaç musluğun olduğunun altını çizerek bunları tek tek açıklıyor.

Ben bu yazımda kitaptaki başlıkların tamamına ve kapitalizmin krizinden çıkış yolu için önerilerine tek tek girmeyeceğim. Derdim daha çok “bakım emeği” başlığıyla. Ancak öncesinde diğer başlıklarla ilgili çok kısa iki noktaya değineceğim:

Birincisi, Fraser, kapitalizmin yalnızca ücretli emeğin sömürüsüne değil, aynı zamanda mülksüzleştirmeye** de dayandığını savunur. Ona göre tarihsel olarak kapitalizm, bir yandan biçimsel olarak özgür ve emek gücü sömürülebilen yurttaş işçileri, diğer yandan ise ırksallaştırma, sömürgecilik ve farklı siyasal statüler aracılığıyla mülksüzleştirilebilir toplulukları birlikte üretmiştir. Finansallaşmış kapitalizm rejiminde ise bu ayrımın giderek bulanıklaştığını; borçlanma, kemer sıkma politikaları ve finansal disiplin mekanizmaları yoluyla yurttaş işçilerin de hem sömürüye hem de mülksüzleştirme süreçlerine aynı anda maruz kaldığını, dolayısıyla “mülksüzleştirilen ve sömürülen yurttaş işçi” tipinin ortaya çıktığını ileri sürer. Analizinde borçlandırma, finansallaşmış kapitalizmin mülksüzleştirmeyi genişleten temel araçlarından biridir. 2022’de yazılan kitapta işçi sınıfının kitleler halinde göç etmek zorunda bırakılmasını, mülksüzleştirilmesini, emeğinin sınırsız bir sömürüye açık hale gelmesini mümkün kılan “savaşlar”a hiç değinmiyor. Devletlerin ve sermayenin büyümek için savaşı temel bir araç olarak kullandığı son yıllarda kapitalizm eleştirisi yapan bir kitapta savaşa yalnızca bir iki kelime ile değinilmesi büyük bir eksiklik.

İkinci olarak, doğanın sömürüsüne ayrıca bir başlık açıyor Fraser “sermayenin hesaplarında maliyetsiz olarak yer alan doğaya, kendini sonsuza dek yenileyebildiği yönde zımni bir varsayıma dayanarak, herhangi bir onarım veya ikmal olmaksızın bedavadan veya çok ucuza el konur”. Bu bölümde de askeri güce göz kırpsa da devletlerin savaş yoluyla doğayı yok etmesi daha çok kapitalizm eleştirisi altında eriyor. İlerde değineceğim üzere kadın emeğine yaptığı gibi hayvanları da sadece “kapitalizme girdi” oldukları ölçütte ele alıyor. Türcülüğün kapitalizm içerisinde nasıl güçlendiğini ve sistemi beslediğini ve onun da aslında hem COVID-19’a yol açan süreç içerisindeki sorumluluğunu, hem de kapitalizmin ürettiği krizlerine katkısını göremiyor (hatta bazı mücadelelerin bu kavramla alternatif üretmek yerine kapitalist klişeleri yeniden ürettiğine de değiniyor bir cümle ile). Doğa sömürüsünü bir başlık olarak ele almasına karşın, o da insan merkezli bir bakışla tıkanıyor.

Toplumsal yeniden üretim perspektifinden bakıldığında göz ardı edilen patriyarka

Sylvia Walby patriyarkayı “erkeklerin kadınlar üzerinde egemen olduğu, kadınları ezdiği ve sömürdüğü toplumsal yapılar sistemi olarak” tanımlıyor. Ev içerisindeki patriyarkal üretim ilişkilerinde ev kadınlarını üretici sınıf ve kocaları da el koyan sınıf olarak belirtiyor. Heidi Hartmann da kadınların emeğine el konmasının bugünle sınırlı olmadığını, kapitalist toplumlara özgü olmadığını ve kapitalizme indirgenemeyeceğini söylüyor.

Patriyarka ve kapitalizm yer yer çatışan, çoğunlukla da işbirliği içerisinde olan sistemler. Patriyarkal kapitalizm şeklini aldığında da hane içerisindeki emeğimizden hem erkek hem sermaye faydalanıyor. Yani hane içerisinde kadınla erkek arasında bir çıkar çatışması söz konusu. Ev içindeki ücretsiz emek sebebiyle de istihdama daha güvencesiz ve daha düşük ücretli dahil olabiliyoruz.

Erkekler evde karşılıksız hizmet alırlar, çocuklarının bakımını yaptırırlar ve bu sayede de işgücü piyasasında kadınlar karşısında ayrıcalıklı bir konuma sahip olurlar. Kapitalizmin kadınların ev emeğinden ve işçilerin özel birimler halinde yaşamalarından sağladığı yararlar arasında ise, kadınların ev emeği sorumluluklarına bağlı olarak ucuz işgücü havuzu oluşturmaları, emek gücünün istikrarlı ve sağlıklı bir biçimde yeniden üretilmesi ve bu tür bir aile örgütlenmesinin tüketimi artırması sayılabilir” (Hartmann).

Fraser kapitalizmin krizini tartışırken bakım emeği konuşmamanın ciddi bir eksik olduğundan hareketle bir bölümü bu başlığa ayırıyor: “Toplumsal yeniden üretim, tıpkı ilk birikim gibi meta üretimi için vazgeçilmez bir arka plan koşuludur… Bakım işi olmadan ne üretken sayılan ücretli iş ne de ondan elde edilen artı değer var olabilirdi”. Bu ana tespitlerle beraber aslında Fraser ev içerisinde kadınların harcadığı emeğe ancak kapitalizmin faydalandığını düşündüğü çerçeveden bakabiliyor, yani insanın ve içerisinde yaşadığı hanenin toplumun devamlılığının kapitalizme bir girdi olmasıyla ilgileniyor. Daha geniş çerçevede ev içerisinde sadece kapitalizmin değil esas erkeklerin faydalandığı/el koyduğu kadın emeği, bir tahakküm aracı olarak erkek şiddeti, evlilik sözleşmesi ile erkeklerin kadın bedeni üzerinde hak iddia etmesine vs. değinmiyor. Ev içerisini kapitalizmle ilişkisi bağlamında “yeniden üretim” ve bakım emeği üzerinden görüyor. Ancak biliyoruz ki ev içi ücretsiz emek bundan çok daha fazlası, dahası herhangi bir sağlık sorunu olmaksızın erkeklere harcanan emeğe de bakım emeği denemez. Diğer yandan Fraser, toplumsal yeniden üretimi de hane ve aileye ek olarak toplulukları, siyasi ağları da kurmak için gereken enerji olarak görüyor.

Melda Yaman toplumsal yeniden üretim (tyü) feministlerinin yaklaşımını şöyle özetliyor: “tyü kapitalizmin zorunlu bir bileşenidir ve kapitalizme tabidir; tyü ile ilgili faaliyetleri kadınlar ücretsizce (ve ücretli işle) gerçekleştirirler; o halde kadınların ezilmesi kapitalizmin bir ürünüdür”. Fraser da %99 için feminizm manifestosu başta olmak üzere kadın emeğine daha çok kapitalizmle ilişkisi üzerinden bakıyor.

Yeniden “yamyam kapitalizm”deki anlatısına dönersek; “sanayileşme çağından beri kapitalist toplumlar, toplumsal yeniden üretim işini ekonomik üretimden ayırdılar. İlkini kadınlarla ikincisini erkeklerle ilişkilendirerek… Kapitalist toplumlar böylelikle, kadınların tahakküm altına alınmasının yeni ve modern biçimlerini kurumsal bir temele oturtmuş oldular”. Örneğin burada kapitalist toplum üretim işini “neden” erkeklerle ilişkilendiriyor? Bunu yapabilmesini sağlayan sistem ne? Sonra yeniden üretim emeğinin ‘karşılığının’ ödenmemesi veya az ödenmesinin konunun kaderini belirlediğini söylüyor ve “temel yeniden üretim işini yapanlar, resmi ekonomi içerisinde artı değer yaratan ücretli işlerde çalışanlara tabi kılınmış oldular” diyor. Aslında bir nevi kadın emeğine ev içerisinde el konmasının “sonucunun sonucu” üzerine konuşuyor, esas nedenin ve bunu mümkün kılan patriyarkanın üzerinden atlıyor. Ev içi işlerin ücretsiz, mesai saatsiz ve doğal bir emek olmasını sağlayan sisteme ve bu emeğe el koyan, gerektiğinde şiddeti de el koyma aracı olarak kullanan erkeklere dair hiçbir bilgi yok. Benzer şekilde aile ve erkeklerin kadın ve çocuklar üzerindeki otoritesi de kapitalizmin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor Fraser’ın anlatımında. Tabii ki kapitalizm bundan faydalanıyor, ama bu eksik bir anlatı. Patriyarkanın en temel birimlerinden birisi olan aile ve onun içerisindeki erkek otoritesi, erkeklerle kadınlar arasındaki yapısal eşitsizliğe sırtını dayıyor.

Ev işlerine kadın ve erkeklerin ayırdığı süre farkını da mı kapitalist sistem açıklıyor?

Erkeklerin ev içerisindeki emeğe el koymasının en somut örneği aslında zaman kullanım anketleri. Ben TÜİK güncel verilerini paylaşacağım ama OECD verileri ile diğer ülkelere de baktığınızda göreceğiniz tek fark aradaki saat uçurumu farkıdır, ama fark hep vardır. 2025 zaman kullanım anketine baktığımızda kadınların erkeklere göre ev işlerine ne kadar uzun süre ayırdığını, erkeklerin ise sermaye için çalışsa da çalışmasa da ev işlerine ayırdıkları sürede çok bir farkın olmadığını görüyoruz. Fraser “yeniden üretim” emeğinin neden kadınlar tarafından yürütüldüğü ile ve bakım emeğinin ücretlendirildiği ülkelerde bunun cinsiyetlendirilmiş bir iş olarak görüldüğü için düşük ücretli olduğu ile ilgilenmiyor.

Çalışma durumu ve cinsiyete göre hanehalkı ve aile bakımına ayrılan günlük ortalama süre (saat), TÜİK Zaman Kullanımı Araştırması, 2025

Fraser, ‘finansallaşmış kapitalizm’in toplumsal cinsiyet eşitliğinden yana bir söylemi olduğunu belirtiyor; bu söylem, özellikle ücretli üretim alanında kadınlarla erkeklerin eşit olması gerektiğini savunurken, yeniden üretim faaliyetlerini de özgürleşmenin önünde bir engel olarak konumlandırıyor. Fraser da bu liberal gördüğü ideolojiyi eleştiriyor. Sadece Fraser değil aslında çeşitli feminist teorisyenler kadınların istihdama katılması sonucu oluşan çifte sömürüyü işaret ederek “kadınları özgürleştiren bir talep değil ücretli emek alanına dahil olmaları” gibi bir eleştiri getiriyorlar.

Bu daha detaylı başka bir yazının konusu olabilir belki ama kolaycılıkla istihdam kadınları özgürleştirdi/özgürleştiremedi gibi bir ikilikle tartışılamayacağını düşünüyorum. Mevcut dünya düzeninde, refah devleti olmaya en yakın ülkelerde dahi üretim alanında tam bir eşitlik yok. Bunu cinsiyetlendirilmiş iş kolları, eşdeğer işe eşit ücret alamama, ev işlerinin asla tam olarak “eşit paylaşılmadığı” gibi gerçeklerden görebiliyoruz. Tüm bunlar, patriyarkanın ne kadar güçlü bir sistem olduğunu gösteriyor; Fraser’ın kapitalizmin iç çelişkisi gördüğü yer aslında patriyarkal kapitalizmin sonucu.

Öte yandan, patriyarkanın da kendi iç çelişkileri var. Türkiye’den baktığımızda kadın istihdamının resmi olarak %31 açıklandığı ancak güvenceli, sigortalı iş olarak daralttığımızda %19’lara düştüğü, ne eğitimde ne istihdamda olanların yüksek oranda genç kadınları işaret ettiği bir coğrafyadan kadın emeğine bakarken ücretli işin tüm ağır sömürüsüne rağmen patriyarkayı en azından aşındırabildiğini, şiddet dolu bir haneyse oradan ayrılabilmesini sağladığını, vs. görmezden gelemeyiz. Fraser’ın “kadınlar artık bebeklerini göğüslerine yatırıp değil, mekanik pompalarla emziriyor” eleştirisini kapitalizmin kadın emeğini daha rahat sömürebilmek için bulduğu yollar, işçinin tüm zamanına el koyması üzerinden çok anlamakla birlikte, o istihdama ihtiyacı olan kadın için de bazen kurtarıcı bir aparat olduğunu görmek lazım. Ücretli ücretsiz emek kıskacını konuşurken belki de bu ikircikli durumları göz ardı etmemek gerekiyor.

Bugünü anlamlandırabilmek ve mücadele perspektifini geliştirmek için olmazsa olmaz: patriyarkayı görmek

Nancy Fraser’ın Yamyam Kapitalizm’i içerisinde bulunduğumuz kriz dönemini anlayabilmek için sermayenin krizinin ötesine bakarak farklı sistemlerin de etkisini dahil etmesi açısından bir pencere açıyor. Ancak tam olarak “geniş çerçeve”den bakma iddiasındayken, kurucu sistem diyebileceğimiz patriyarkayı oyun dışında bırakıyor. Bu da aslında bilinçli bir tercih, Gülnur Acar Savran’ın özetiyle TYÜ feministlerine göre “kadınların ezilmesi geçmişten devralınmış, kapitalizmin de aktif olarak sürdürdüğü, kendi dinamikleri olmayan bir verili durumdur, bir varsayımdır. Ortada bir özne varsa o da kapitalizmdir: Üretim ile yeniden üretimi birbirinden ayıran odur; sınırsız birikim güdüsüne sahip olan odur; ayrıca ‘yeniden üretim faaliyetlerini’ ‘sevgi’ ve ‘erdem’le ödüllendiren, bunları bu faaliyetlerin bedeli olarak biçen de kapitalist toplumlardır”; bu da patriyarkal ilişkilerin, kadın ve erkek arasındaki güç eşitsizliğinin üzerini örtüyor. Sanki bir görünmez el, kapitalizme kadın emeğini ikincilleştirmenin zeminini sağlıyor; ironik biçimde patriyarkanın adı yok, yeniden üretim faaliyetlerini kadınların yürütmesi kapitalizmin sonucu adeta.

Patriyarka ne yazık ki görmek istemesek de tüm heybeti ile içerisinde bulunduğumuz çağı şekillendirmeye devam ediyor. Feministler de bugünü anlamlandırmaya çalışırken, oldukça doğalmış gibi her an her yere sızmış bir sistem olan patriyarkanın ücretli ücretsiz emeğimizi nasıl şekillendirdiğini ıskalarsa bütüncül bir politik tahlil yapması mümkün değil. İkili sistem teorisi bize emeğimize hem erkeklerin hem sermayenin el koyduğunu söylüyor, antikapitalist bir feminist mücadele vermenin yolu ille de tüm ezme-ezilme ilişkilerini kapitalizmin dinamiklerine sıkıştırmaktan geçmiyor.

*https://aralikfeministkolektif.com/emek-bulteni/

** Kitabın orijinalinde “expropriation” olarak geçen kavram Türkçe çevirisinde “mülksüzleştirme (disposession)” olarak ifade edilmiş. Çatlak Zemin’den gelen bu uyarıyı önemli buldum çünkü aslında çoğu kısımda işaret edilen bir “el koyma”. Mülksüzleştirme kısmına katkıları için ÇZ ekibine teşekkürler.

Kaynaklar

Yamyam Kapitalizmi, Nancy Fraser

Kadının Görünmeyen Emeği, Gülnur Acar Savran

Patriyarka Kuramı, Sylvia Walby

Yaşamı Yeniden Üretmek, Melda Yaman

https://veriportali.tuik.gov.tr/tr/press/62065

https://catlakzemin.com/bakim-toplumsal-yeniden-uretim-krizi-ve-otesi/

 

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.