Kadınlardan çalınan hayatlar derken sadece kadın cinayetlerinde katledilen kadınları değil ancak kendi olmaklığından vazgeçerek iyi bir anne ya da eş olduklarında makbul olabilecekleri kendilerine öğretilen kadınları da anlamamız gerekiyor.
“Al armudun alına, yaprağına, dalına / Seksen kız kurban olsun bir yiğidin yoluna…”
Bir zamanlar Anadolu’da kadınlar için söylenen hikmetli sözlerden biri… Yeni doğan bebek kız ise “Olsun…” tesellisinin duyulduğu, “daha gençsiniz yine yaparsınız” türünden bir kutlama sözünün (!) işitildiği bu coğrafyada bizi çok da hayretler içinde bırakmayan bir özlü (!) söz… Belki bir yüz yıl öncesine kadar bütün bakım emeğinin/ masraflarının “başkasının bahçesini sulamak” nev’inden alçak bir idrake taalluk ettiği kız çocuklarının, büyüdükten sonra da nasıl yaşamaları ve nasıl düşünmeleri gerektiği, nasıl makul olabileceklerinin kendilerine tembih edilip dayatıldığı bir coğrafya…
Mekanın ve tarihin sınırlarını çizmek zor. Firestone’nun dediği gibi: “Yazılı tarihi aşıp hayvanlar evrenine dek uzanan bir ezilme… Tarım devrimiyle başlayıp devlet ve hukukla kurumsallaşan, din ve kültürle ise yüzyıllarca pekişip kendini yeniden üreten bir düzen. Feministlerin, bu ezilmenin nasıl son bulabileceğine dair hareketin tarihi boyunca farklı görüşleri oldu. Mesela Marksist feministler ezilen sınıf olarak kadınların üreme araçlarını ele geçirerek bedenleri üzerindeki tahakkümü sona erdirebileceklerini söylediler ve meseleyi sadece kültürel değil, ekonomik sömürü bağlamında temellendirdiler. Onlara göre kadın bedeni kapitalizmin ilk sömürge alanıydı.[1] Bundan farklı olarak radikaller, maternal feministler, müslüman, liberal feministler vs… Onlarca farklı ekol…
Kadınlar, hakta ve onurda eşit ve özgür bir yaşam için bu reçeteleri ararken onlar adına iyiyi, ideal olanı çoktan bulan ve “bakın bu sizin için daha güzeldir” diyen birileri vardı. Bu “üst akıl” bunu öyle mahalle kahvesinden, falan da değil zaten her alanda söz sahibi oldukları gibi sanat ve edebiyatın tam içinden, fallosentrik konfor alanlarından yapıyorlardı… “Sözde Kızlar”[2] diye bir roman yazılabildi mesela… Bu elbette tek örnek değil. Mahiyetini isminden ifşa ettiği için bunu seçtim. “Sözde/gerçek kadın ayrımını, kadının toplumsal saygınlığının erkek bakışıyla tayin edildiğini gösteren roman, kadının kimliğini, kendi varoluşuna göre değil, erkek yargısına göre ‘gerçek’ ya da ‘sahte’ ilan ediyor…
Bizim için iyiyi, güzeli bildiklerini söyleyenler bunun aslında “bizim mutluluğumuz için” olduğunu belirterek korumacı cinsiyetçiliğe kılıf uydurmaktan başka bir şey yapmıyorlardı. Çünkü karşılarında eski zamanlardaki gibi açıkça “noksan, eksik etek, kaşık düşmanı,”[3] vb. rezilce sözler edemeyecekleri, tarihi birkaç yüzyıla yakın güçlü bir kadın hareketi sayesinde değişen bir kadın zümresi vardı. Kendi iktidar-konfor alanlarını korumanın başka yolu olmayacağını bildiklerinden en çok inanç kılıfında korumacı cinsiyetçiliğe sığınıp ne yazık ki birçok kadını da buna inandırıyorlardı. Kadınlar birçok konuda daha zayıf ve geride olduklarına inanıp bunu bir sorun olarak görmüyorlar, kendilerini daha zayıf ve yetersiz hissetmeleri hayatlarını, özgürlüklerini kolayca bir erkeğin vicdanına bırakmalarına neden oluyordu.
Sonrası ücretsiz ev içi emeğe, çocuk/hasta/yaşlı bakımına, zaten görevi olarak görülen işleri ömrü boyunca sürdürmek zorunda olduğu verimsiz bir hayata evriliyordu… Ücretsiz, duygusal sömürüye dayalı ev içi emek… Beauvoir’ın dediği gibi “anı sürdürmek”ten ibaret, en değersiz ve görünmez olanı hayatları boyunca sürdüren kadınların kendilerini “anne ve eş” olmak dışında tanımlayamadıkları, daha da kötüsü böyle bir gündemlerinin bile olamadığı bir hayat…
Kadınlardan çalınan hayatlar derken sadece kadın cinayetlerinde katledilen kadınları değil ancak kendi olmaklığından vazgeçerek iyi bir anne ya da eş olduklarında makbul olabilecekleri kendilerine öğretilen kadınları da anlamamız gerekiyor. Belki o zaman ataerki nedir, sömürü nedir biraz anlamış sayılabiliriz.
[1] Silvia Federici, Caliban ve Cadı, 2004.
[2] Peyami Safa, Sözde Kızlar, 1924.
[3] Kaşık düşmanı: Sürekli tüketen, hazır yiyici.








