Şiddetsizlik savunusu iyi hoş da, tecavüze uğrayan, canına kastedilen bir kadın faili yaraladığında, öldürdüğünde uyguladığı şiddetle failin şiddetini aynı kefeye koyamayız. Hayatta kalma mücadelesi veren kadına da neden şiddet uyguluyorsun denmez.
Hukuksuzluğa karşı bir mücadele aracı olarak, son yıllarda daha fazla gereksinim duyulan ifşa mekanizmasını çeşitli saiklerle itibarsızlaştırma çabası gün geçmiyor ki, yanımızda sandığımız isimlerin aslında ne kadar uzağımızda olduğunu tek tek göstermesin bize. Mine Söğüt’ün her satırı itirazı hak eden son yazısı feminist mücadelenin kazanımlarını, eril zihniyetin art niyetli kuşku ve telaşlı karalamalarını tekrarlamaktan öteye gitmiyor. Biz bu lafları çok duyduk, karnımız tok kısacası.
Twitter’ın yeni adıyla X’in yorucu taraflarından biri de ideolojik görüşü ne olursa olsun, eril zihniyetin ağzına pelesenk olmuş argümanların yılda bir kaç kez servis edilmesi, neredeyse birbirinin kopyası ezberlerin tekrarlanıp durması, bizim de bu basmakalıp itirazlara, bazısı yanlış bilgiden kaynaklı ama çoğu bilinçli ve planlı olan cinsiyetçi yaklaşımlara bitmez tükenmez bir sabırla cevap vermemiz. Bu döngü sosyal medyada rutin haline geldi hatta. Bizleri fazlasıyla bıktırdığı da bir gerçek. Öyle ki, çoğu kez “Feminizm 101 öğrenin bari” minvalinde tweetler atarken buluruz kendimizi.
Mine Hanım’ın “Kadının Beyanı ve İnsanlık Evhamı” adlı yazısındaki cümlelerde yeni hiçbir şey yok. Konuşulmamış, tartışılmamış, ortak kanaat ve sonuca varılmamış hiçbir nokta yok. Şöyle bir göz atalım yazıya…
“Kimseye acımadan. Peki sonra ne olacak diye endişelenmeden. Kimseyi kayırmadan. Konuşmaya başlarsınız.”
Kendini taciz eden erkeğe acımak zorunda mı? Tacizde bulunan bir erkeği kayırma mecburiyeti neden olsun? Erkekler tacizde bulunurken sonrası ne olacak diye düşünüyor mu? Yazıda iddia edildiği gibi ifşa süreci, mağduriyetini henüz kamusal alanda paylaşmamış, hukuki yollara başvuramamış, susmak ve sinmek zorunda kalmış kadınlara zarar vermiyor. Kadınlar zaten itibar, iş ve çevre kaybı gibi hayati risklere, yalancı ve iftiracı gibi yaftalamalara rağmen hak arıyor yıllardır.
Kadınları sindirilmişliğin öfkesiyle sağa sola saldıran histerik varlıklar olarak görmek patriyarkanın kadim bakış açısıdır. İfşayı çiğ bir intikama, acımasız bir rövanşa indirgemek de bu eril bakışın uzantısı.
“Kazanmışsınızdır ama her kazanım gibi bunun da bedeli vardır.
Siz o bedel hakkında konuşulsun istemezsiniz.”
O bedeli konuşmak bir yana dibine kadar yaşıyor kadınlar, etiyle kemiğiyle bedel ödüyor. Mağdurken, şikayet ederken, hak ararken, ifşa ederken bedel ödüyor. Muhatap bulamadığında, yakınları sırtını döndüğünde, adalet yerini bulmadığında, yalancılıkla suçlandığında, eril zihniyetin şüphe kisvesi altındaki karalamalarını destekleyen yazılar yazıldığında, zaten doğuştan eksi bir başladığı bu hayatta hemcinsi de patriyarka gibi düşündüğünde, failler aklanmaya çalışıldığında zaten en büyük bedeli kadınlar ödüyor. Her gün kendini yeniden doğurmak zorunda kalıyor, yeniden ayağa kalmak, gücünü toplamak, yola devam etmek için uğraş veriyor. Hayatta kalmaya çalışıyor asırlardır önüne çıkartılan her engele rağmen. İşte bu yüzden kadın olmak gerçekten çok zor.
İfşa sadece kişisel bir isyan değil, örgütlü mücadelenin hukuksuzluğa karşı geliştirdiği politik bir aracın patriyarkaya karşı bir tür devrimi. İfşa mağduriyetten iktidar kurma yolu da değil. Sözlü, yazılı, psikolojik, fiziksel, cinsel şiddet başta olmak üzere her tür haksızlığa karşı hak arama ve var olma mücadelesi. Feminist mücadele iktidar kurmanın değil, eşitlenmenin savaşını veriyor. İyiler kötülerden ziyade ezen ve ezilen, sömüren ve sömürülen arasında aslında.
“Oysa düşmanla aynı yöntemleri kullanmışsınızdır. Psikolojik şiddet uygulayarak etrafa tehditler savurmuşsunuzdur. Kurunun yanında yaşın da yanmasını umursamamışsınızdır. Meseleyi farklı yönleriyle de tartışmak isteyen herkesi birtakım ithamlarla susturmuşsunuzdur. Çeşitli nedenlerle taraf olmayan/olamayan insanları zorbalamışsınızdır. Susanları, tepki göstermeyenleri iş birlikçi diye katrana ve tüye bulamışsınızdır. Kendinize gücünü mağduriyetten alan bir iktidar alanı açmışsınızdır.”
Feminist bir yöntem olan ifşada hakkı yenmişliğin, susturulmuşluğun, çaresizliğin öfkesiyle, üstelik yılmadığını, mücadeleyi bırakmadığını göstermek için tehdit savurmak ne zamandan beri psikolojik şiddet oldu? Kırılgan erkekliği pışpışlayan bu dil sadece sosyal medya ifşalarını değil, hak arayan bir diyalogta ses çıkarmayı da yanlış bulması bakımından hem fail aklayıcılığa hem mağdur suçlayıcılığa giriyor. Erkeğin üstünlük kurma amaçlı bağırmasıyla kadının savunma, hakkını koruma, kendini ezdirmeme amaçlı sesini yükseltmesi arasında dağlar kadar fark var. İlkine psikolojik şiddet, ikincisine özsavunma diyoruz.
Ezilenin öfkesiyle ezenin öfkesini bir tutmak, özsavunmayı şiddet olarak görmek sağcıların sakızını çiğnemek, amiyane tabirle karşının taksisine binmek demek.
Kocalar/ sevgililer kadınlara psikolojik/ fiziksel şiddet uygulayıp kadınlar sinir krizi geçirdiğinde, bağırıp çağırdığında videoya çekerek ‘bakın bu kadın böyle manyak, şöyle ruh hastası’ diye paylaşıp suçunu örtbas edip mağduru kriminalize ederken üstelik. Şiddetsizlik savunusu iyi hoş da, tecavüze uğrayan, canına kastedilen bir kadın faili yaraladığında, öldürdüğünde uyguladığı şiddetle failin şiddetini aynı kefeye koyamayız. Hayatta kalma mücadelesi veren kadına da neden şiddet uyguluyorsun denmez.
Kurunun yanında yanan yaştan bahsedilmiş yazıda. Anlıyorum ki, fail kendi çevresinden olunca bazılarının dayanışma düsturu kişiye göre değişiyor. Aradığınız feministe ulaşılamıyor. Ahlak gerçekten belamızı veriyor.
Konuşurken sizi şak diye öpüp geri çekilen bir erkeğin suçunu nasıl ispat edeceksiniz? Kamera yoksa, tanık yoksa? İşte bu durumda kadının beyanı hükme de esas gelebiliyor. Yargıtay’ın çok eski bir içtihadı der ki: “Bir kadın ya da çocuk kendi şerefini ve namusunu da ortaya koyarak kendisine cinsel istismarda bulunulduğuna dair bir iddiada bulunmaz.” Birçok kadının aynı mağduriyeti anlatmasını komplo olarak görmek, ifşa edilen erkek ya masumsa demek, kadının itibarı yerine erkeğin itibarını düşünmek, kadının şu bu o sebepten iftiracı olma ihtimalini var sayıp da erkeğin suçlu olma ihtimalini hesaba katmamak, kanıtı kanıttan suçu suçtan saymamak, bir daha yapmayacak diye özürlerin arkasına sığınmak, ifşada bulunan ve bulunmayı düşünen tüm kadınların korkularını pekiştirmek, patriyarkanın asırlardır kadınları susturmak için kullandığı yöntemleri iyiler/ kötüler anlatısına sıkıştırmak fail aklayıcılığa çıkıyor. Çoğunlukla kanıtsız olan sözlü ya da fiziksel tacize yargısız infaz demek de dahil.
“Meseleyi farklı yönleriyle tartışmak isteyenler” kısmındaki kelimeler “mesele, farklı yönler, tartışmak” muğlak ifadelerle asıl amacı örtme çabası. Tacizin, tecavüzün, şiddetin normalleştirilebilir, masumlaştırılabilir farklı yönleri yoktur, suçluyu anlamayı kolaylaştıran, öfkeyi erkeğin fıtratına içkin gören, alkol ve uyuşturucu gibi maddeleri bahane edinen ama’sı fakat’ı yoktur, kadını suçlu çıkartmaya yarayan soru işaretlerinin iyi niyetli bir tarafı da yoktur. Taraf olmamanın geçerli hiçbir mazereti de yoktur.
Üstelik buz gibi bir gerçek var hepimizin içini yakan. Kadınların ifşa, şikayet, hukuki yollara başvurmasını engelleyen en büyük korkusu şudur: İnanmayacaklar. Çünkü kadınlara asırlardır inanmadılar. Hâlâ inanmıyorlar. Korku duvarı aşılıp sessizlik zinciri kırıldığında da karşılaştıkları/ ödenilen en büyük bedel bu zaten. Yalancılık şüphesiyle ve ithamıyla karşılaşmak!
“Gücü gücüne yetene… dünya her seferinde bir başka şiddet eylemiyle şekillenir.”
Mücadeleyi barbar bir güç ilişkisiyle özetlemek her şeyden önce halihazırda gözümüzün önündeki hakikati, gündelik hayatın her saniyesinde, ev içinde ve dışında, kamusal alanın her santimetrekaresinde hissettiğimiz güç eşitsizliğini görünmezleştirmektir. Hak mücadelesini güç mücadelesine denk görmek var olmaya içkin sebepleri de değersizleştiriyor. Sessizliğe davet eden her söylem aslında makul olma çağrısıyla birlikte aynı zamanda sinsi bir sindirme politikası.
Her feministin bilinçlenme yolculuğunda hemcinsine karşı tereddütleri, önyargıları, güvensizlikleri olabilir. Nihayetinde patriyarkanın bilinçaltımızı şekillendiren devasa anlatılarından, cinsiyetçi kodlarından, öğretilmiş rollerinden sıyrılmanın da mücadelesini veriyoruz. Yanlıştan dönmenin yaşı yok üstelik. Birbirimize dayanışma borçluyuz.
Tüm bu süreçte mağduriyetini kamuoyuyla paylaşan, paylaşmaya hazır hissetmeyen, belki hiç paylaşmayacak olan, hukuki mücadelesini kazanan, kaybeden ya da dava süreci devam eden, ifşalardan tetiklenen, makbul mağdur aramadan dayanışma gösteren tüm adınlara, hepimize, herkese daha fazla mücadele gücü diliyorum.
Elbette şunu tekrar etmekte fayda var.
Uykularını kaçırdığımız için hiçbir erkekten özür dileyecek değiliz!








