En uyuz olduğum şey de, ”Feministler bu konu hakkında ne düşünüyor?” sorusu. Hangi feministler, kim feminist? Ne bileyim ayol, her ay feminizm meclisini kurup her şeyi tartışıp bir karara bağlamıyoruz ki

Yılbaşındayız. Arkadaşımızın evinde sohbetli, eğlenmeli, şarkılı türkülü yeni yıla giriyoruz. Ortamın solcu beyefendisi, muhtemelen bu tartışmayı daha önce birkaç feministle yapmış olmasına, aslında vereceğimiz cevaplarla da hiç ilgilenmiyor olmasına rağmen ”Hey! hop! ben ve iktidarım da buradayız” dercesine, ortamdaki diğer feminist kadınların yakasına yapışıp birsürü, alakalı alakasız sorularla resmen DARLIYOR. İşin beni yazmaya iten tarafı şu ki; kendimi feminist olarak tariflemeye başladığımdan beri girdiğim her ortamda başıma gelen şey bu. Sonra bir bulaşık yıkama esnasında, bunlar ve aralarındaki bağlantılar üzerine düşünüp yazma kararı aldım.

Öncelikle diyorum ki kendimi feminist olarak tarifliyor olmam, her ortam ve koşulda her zaman, birilerine feminizm anlatacak, ikna edecek diyaloğa açık olduğum anlamına gelmiyor. Her ortam ve koşulun altını çizmek istiyorum; çünkü evet bazen, bazı zamanlarda konuşulur tartışılır. Ama eğleniyorum canım, bugün kafa dağıtmak için buradayım, az çekil diyesim geliyor. Sadece bu da değil, çünkü ben sadece feminist değilim. Beni ben yapan başka şeyler de var ve sosyal ortamlarımda böyle etiketlenip, işaretlenip benimle buradan doğru ilişki kurulmasından son derece rahatsızım. Hiç tanımadığım, aynı ortamda tesadüfen denk geldiğim insanlarla sınırımın bir mesafede kalması gerektiğini düşünüyorum; bu meseleden doğru darlanmak da sınır aşımı bence ve bu had, pardon ama nereden?

Samimiyetle (samimiyetini de tanımak zorunda hissetmiyorum) tartışmanın açıldığını hiç düşünemeyecek kadar çok yaşanmışlığım var. O iktidarı tanıyorum, basbayağı ”Ben buradayım ve bak nasıl da üstünü çizeceğim” diyor aslında. Muhatap alma zorunluluğum varmış gibi davranılıyor, oysa ”yav he he” demek de yeri geldiğinde bence bayağı politik bir söylem. Üstüne üstlük, bariz mansplaining uygulayarak tartışıyor, manipüle ediyor, bastırıyor ve tartışmayı sonlandırma ya da çekilmeni direkt galibiyet sayıyor. Bu tartışmanın herhangi bir yerinde de kesinlikle biçim ve üsluba dair tartışmaların önünü açmıyor. Ee ben feministim evet de, sen kimsin? KİMSİN? Seninle neden muhatap olmak, sana bir şey açıklamak, seni bir şeye ikna etmek zorundayım?

Feminizme, cinsiyetin politiğine dair çok mu bir şey öğrenmek istiyorsun? İllegal örgüt değiliz. Tüm külliyatımız bir tık uzağında, senin de benim de. E o zaman? Neden ben okuyup, öğrenip, sana aktarıp üstüne bir de seninle tartışmak ve seni ikna etmek zorundayım? Feminist hareketin her eylemi, yayını, bildirisi ortada. Zahmet et de oku. Bu meseleyi ‘kadın sorunu’, ‘kadınların ezilmişlik tarihi’ olarak görmeyi bırakıp, ‘erkeklerin egemenlik tarihi’ olarak gör ve sorumluluk al. Hayatta gerçekten çok az işim gücüm, yoğunluğum yokmuşçasına bir de size dert anlatmayı elbette ki vazife edinmeyeceğim. Üstüne üstlük, kaba hatlarıyla aramızda ezme ve ezilme ilişkisi var. Nerede görülmüş, bir işçinin bir patronla böylesine bir ilişki kurduğu? ”Bak patron, Marx der ki.. ” diye kendini yırtacağına gider bir işçiyi örgütler, öyle değil mi?

Ama sen bana kalkıp ”Erkekleri değiştirip dönüştürmek gerek. Onlarsız bu hareket başarılı olamaz” diyebiliyorsun. Sen var olduğun örgütlenmelerde ezme-ezilme ilişkisini bu alandan doğru tanıyorken, senle benim aramdaki ilişkide nasıl tek taraflı inisiyatif alabilirsin ve bunu bana dayatabilirsin? Yaptığın bariz bu. Bu meseleye dair çok sorumluluk alacağın varsa, buyur al. İstediğinle, istediğin örgütlenmeyi kurup tartışmaları yürüt. Sol/sosyalist örgütlenmelerde de bu hep böyle olmuştur. Ayda yılda bir, kadınlar bir araya gelip erkeklere toplumsal cinsiyet ‘eğitimi’ verirdi, erkeklerin de bu meselede yapabileceği en büyük şey o eğitimlere katılmak sayılırdı. Bu iradenin kendisi de yapı içerisindeki erkek egemenliğiyle mücadele adı altında kadınlardan oluşurdu. Erkekler katiyen, kendi aralarında böyle bir okuma, tartışma yürütmezdi. O eğitimler de toplumsal cinsiyet eğitimiyle sınırlandırılırdı zaten. Sonrası? Sonrası karanlıklar içerisinden çıkacak olan mosmor bir devrim! 🙂

En uyuz olduğum şey de, ”Feministler bu konu hakkında ne düşünüyor?” sorusu. Hangi feministler, kim feminist? Ne bileyim ayol, her ay feminizm meclisini kurup her şeyi tartışıp bir karara bağlamıyoruz ki. Feminizm dediğin zaten öyle homojen ve kast gibi bir şey değil. Haliyle bir cevabım da yok yani, bilmiyorum. Bildiğim tek bir şey var, pilav tarifi 1’e 1.5. Gerisiyle de bir ilişkim yok.

Geçen gün, bir arkadaşımla Garo Paylan’ın mecliste soykırım üzerine konuşup ceza aldığında HDP’li vekillerin de susma kararı alması üzerine konuşuyorduk. Dedik ki, ”Ermeniler, yüzyıllardır bu meseleyi konuşuyor ve tartışıyor. Geri kalanı da yüzyıllardır susuyor zaten. Garo Paylan susturulmaya çalışıldığında, keşke geri kalan vekiller sadece Ermeni soykırımını konuşsaydı. Böylelikle bu mesele ‘Ermenilerin meselesi’ olmaktan çıkar, toplumsallaşabilirdi.” Bu meseleye de, tam da buradan bakıyorum.

6 Yorumlar

  1. İnternet sosyal ortamlarında sorusuna cevap arayan insanlara “burda sorucağına gidip Google yapsana” diyen insanlar kadar itici ve bir o kadar da yapcı olmayan bir yazı.

  2. “Feminizm yemek olsa sizce hangisi olurdu?”
    Muhallebi ve pirinç pilavından başka tarifler var mı?
    Moonlight filminden öğrendiğimiz “büyükanne kuralı”na göre “Yiyen konuşur”muş 🙂

  3. “Doğru” kelimesinin kullanımları tümüyle yanlış. “Doğrultuda” falan dense hadi neyse… Sosyolojik, ekonomik, politik ve toplumsal cinsiyeti yakından ilgilendiren bir konuda böyle lakayıt bir yazı kabul edilemez. Feminizm homojen değilse erkekler de homojen değildir ! “Yav he he” politik söylemse lütfen “Ot dergisinde” popçularla yazıveriniz sevgili zat-ı muhterem ! Kadınların katledilip , tecavüze – tacize , çocuk yaşta istismara uğradığı böyle şiddet dolu dönemde bu üretim dışı birkaç satır, biraz bencilce geldi.

  4. Kesinlikle yerinde bir yazı. Yazan arkadaşın eline sağlık, çoğu zaman çoğu kadının hissettiklerini aktarmış. Evet, bi zahmet açın okuyun, takıldığınız yerleri sorun. Ya da şu kaynakta böyle diyor bu konu hakkında ne düşünüyorsun deyin bari. Big Bang’ten başlayarak ‘derdimizi’ anlatmaya zorlamayın.
    Google yapın evet, azıcık fikriniz olsun ondan sonra gelin tartışın.
    Duyar kasıp da kadınların katledildiği, tacize, tecavüze uğradığı dönem gibi abuk eleştirilerle gelmeyin, onları yaşayan sizin de dediğiniz gibi erkekler değil kadınlar.
    Yazıyı eleştirenlerin de erkek olması inanılmaz bir tesadüf!?

  5. Yorumların bazıları, yazının içeriğine örnek olmuş:) Mansplaining görmek isteyen buraya baksın! Dakika bir gol bir; gramer düzeltme mi dersin, kavram düzeltme mi, politik söylemin kapsamını tanımlamak mı…hepsinden var burada.
    Neye öfkeleniyorum biliyor musunuz? Açıyorum ana sayfayı, bakıyorum onca önemli konu hakkında güzel yazı var. Yanlarına bakıyorum 0 yorum. Yani şurada üşenmeyip satır döşemiş ve “önemsiyor” ayaklarındaki erkek şahısların hiçbiri uğraşıp da hiçbir yazıya yorum yazmamış. Ama başlığında erkeklerden şikayet var diye koştur koştur buraya gelip yorum döşemişler. Kendilerini savunmak için. Kadın sorunu falan umurlarında değil, olsa başka yorumlar da görürdük. Ama kendi erkeklik gururu incindi ya, sadece okuyarak incindi o zayıf erkeklik… hemen savunmalı onu. Samimiyet falan zaten yok da, bu kadar da ikiyüzlülük olmasa keşke…

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here