Jinekolojik muayene yalnızca tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda kadın bedeninin tarihsel dışlanmasına karşı etik bir karşı-ritüel olarak kavramsallaştırılabilir.

Bu yazı, Julia Kristeva’nın abjection[i] kavramı ve Kelly Oliver’ın feminist etik yorumları ışığında jinekolojik muayene pratiğinde tekrar eden klinik seremonileri analiz ediyor. Kanamalı hastaların kendi bedenlerini “pis” ve “iğrenç” olarak adlandırmaları, rahim ve vajinanın tarihsel ve kültürel olarak abjectleştirilmesinin klinik düzeydeki tezahürüdür. Hekim ve hemşire tarafından yinelenen karşı-ritüeller, bu abjectleşmeyi dönüştürerek bedenin tanıklığa değer bir alan olarak yeniden kurulmasını sağlar. Makale, Kristeva’nın body horror[ii] kavramını ve Céline’in edebi metinlerindeki abject beden okumalarını rahim bağlamında yeniden yorumlamakta; rahmin hafızasını feminist jinekolojik etik açısından kolektif bir tanıklık ve direniş alanı olarak tanımlamaktadır. Sonuç olarak, jinekolojik muayene yalnızca tıbbi bir işlem değil, aynı zamanda kadın bedeninin tarihsel dışlanmasına karşı etik bir karşı-ritüel olarak kavramsallaştırılmaktadır.
Klinik seremoni ve abjection
Jinekolojik muayene pratiğinde yinelenen ritüeller, yalnızca tıbbi bir prosedür değil, aynı zamanda kültürel ve psikanalitik kodların yeniden üretildiği sahnelerdir. Kanamalı hastaların kendi bedenlerini “pis” ve “iğrenç” olarak adlandırmaları, abjection’ın klinik düzeydeki tezahürüdür. Hekim ve hemşire tarafından yinelenen karşı-ritüeller, bu abjectleşmeyi dönüştürerek bedeni tanıklığa değer bir alan olarak yeniden kurar.
Julia Kristeva’nın Powers of Horror (1980) eserinde belirttiği üzere: “Abject, öznenin sınırlarını tehdit eden, ne özne ne de nesne olan şeydir; iğrençlik, kimliğin ve düzenin çöküşünü hatırlatır.” Bu bağlamda, kadın hastaların kendi bedenlerini “pis” ve “iğrenç” olarak adlandırmaları, abjection’ın kültürel ve psikanalitik düzeyde içselleştirilmiş bir biçimidir.
Abjection’ın klinik karşılaştırması
Rahim ve vajina, kültürel olarak abjectleştirilen organlar olarak jinekolojik pratiğin merkezinde yer alır. Bu organlardan kaynaklanan kan, diğer sistemlerdeki kanamalardan farklı olarak “iğrenç” ve “pis” olarak damgalanır. Mide veya burun kanaması ciddi kabul edilse de aynı derecede tiksindirici olarak kodlanmaz. Bu fark, kadın bedeninin tarihsel ve kültürel olarak abjectleştirilmesinden kaynaklanır.
Kristeva’nın ifadesiyle: “Kan, dışkı, kusma… bunlar öznenin sınırlarını tehdit eden işaretlerdir; ama en çok kadın bedeni bu tehdidin sahnesi olur.” Bu nedenle jinekolojik muayene, abjection’ın en yoğun biçimde deneyimlendiği klinik alanlardan biridir.
Maternal güç ve korku olarak abjection: rahmin ve vajinanın hafızası
Rahim, gebelik ve doğum sırasında olağanüstü dönüşümler geçirerek organizmanın hegemonyasını ele geçirir. Bu fizyolojik aşırılık, pek çok tıp profesyoneli için bir body horror duygusu yaratır. Feminist jinekolojik etik açısından bu tanıklık, kadınların zihninden silinmiş hafıza kaybını telafi etmeyi ve rahmin dönüşüm gücünü kolektif bir hafıza olarak yeniden kurmayı amaçlar.
Kristeva’nın body horror’ı ve Céline okumalarından rahim okuması
Kristeva, Louis-Ferdinand Céline’in Gecenin Sonuna Yolculuk romanını abjection’ın edebi bir laboratuvarı olarak okur; savaş, sefalet ve hastalık imgeleri öznenin sınırlarını tehdit eden “body horror” deneyimleri olarak görünür hale gelir. Bu analoji, rahmin ve vajinanın kültürel olarak abjectleştirilmesini anlamak için güçlü bir bağlam sunar. Rahim hem korku hem de hayranlık uyandıran bir “body horror” sahnesi olarak feminist etik açısından yeniden okunabilir.
Kristeva’nın ifadesiyle: “Abject, öznenin sınırlarını çözen ve kimliği tehdit eden şeydir; bu tehdit aynı zamanda öznenin kuruluşunun koşuludur.” Bu bağlamda rahim, yalnızca fizyolojik bir organ değil, aynı zamanda öznenin kuruluşunda hem korku hem de hayranlık uyandıran bir sahnedir.
Feminist etik ve tanıklık
Kelly Oliver, Kristeva’nın feminist teoriye katkısını bedeni yeniden düşünceye sokmak olarak tanımlar. Feminist etik, abjectleşmeyi tersine çevirerek kadın bedenini tanıklığa değer bir alan olarak kurar. Jinekolojik muayene, bu bağlamda yalnızca tıbbi bir işlem değil, feminist etik açısından bir tanıklık pratiği olarak kavramsallaştırılabilir.
Oliver’in Reading Kristeva: Unraveling the Double-Bind (1993) eserinde vurguladığı gibi: “Feminist etik, tanıklığın yeniden kurulmasıdır; kadınların deneyimleri, abject olarak dışlanan şeyler değil, kolektif hafızanın ve politik dönüşümün kaynaklarıdır.”
Sonuç
Rahim ve vajina, kültürel olarak abjectleştirilmiş organlar olarak jinekolojik pratiğin merkezinde yer almakta; bu abjectleşme öznenin kuruluşunda evrensel, tarihsel ve kültürel olarak şekillenmektedir. Ancak feminist jinekoloji, bu dışlamayı karşı-ritüeller aracılığıyla dönüştürerek kadın bedenini tanıklığa değer bir alan olarak yeniden kurar.
Her muayene, her seremoni, abjectleşmeye karşı bir direniş ve feminist etik açısından bir tanıklık pratiği haline gelir. Bu tanıklık, kadın bedeninin hafızasını korur, utancı kolektif bir güce dönüştürür ve jinekolojiyi feminist bir etik alanına taşır.
Kaynakça
Céline, Louis-Ferdinand. Voyage au bout de la nuit. Paris: Denoël, 1932.
Kristeva, Julia. Powers of Horror: An Essay on Abjection. Translated by Leon S. Roudiez. New York: Columbia University Press, 1982.
Oliver, Kelly. “Julia Kristeva’s Feminist Revolutions.” Hypatia 8, no. 3 (1993): 94–114.
Oliver, Kelly. Reading Kristeva: Unraveling the Double-Bind. Bloomington: Indiana University Press, 1993.
[i] Abjection: Julia Kristeva’nın Freud ve Lacan sonrası özneleşme sürecine dair yaptığı orijinal bir katkıdır. Freud’un özneleşme sürecini bastırma ve bilinçdışı Lacan’ın imgesel ve simgesel analizlerinin takipçisi olarak öznenin inşası sırasında kendisiyle arasına sınır koyduğu zelil, iğrenç saydığı şeyler abject, bu süreç abjection’dur, rahim de bu süreçte bir sınırı temsil eder.
[ii] Body Horror: Beden korkusu. Regl kanı tarihsel olarak body horror’un bir parçası sayılabilir. Bedenin geçirdiği değişimler üzerine özellikle sinemada oluşan body horror akımının en önemli temsilcisi David Lynch’dir. Son dönemlerde feminist yönetmenler de bu akımın içinde yer alan başarılı çekimler yaptı, örneğin: The Substance, Coralie Fargeat.




