Kolombiya'nın Cali şehrinin ana meydanında bir çelenk. Üzerinde 'Savaşa Elveda' yazıyor. Fotoğraf The Guardian'dan alınmıştır - Kaynak:Luis Robayo/AFP/Getty Images
Kolombiya’nın Cali şehrinin ana meydanında bir çelenk. Üzerinde ‘Savaşa Elveda’ yazıyor. Fotoğraf The Guardian’dan alınmıştır – Kaynak:Luis Robayo/AFP/Getty Images

2 Ekim’in ardından: Aşağıdaki yazıyı yazdığımda henüz Kolombiya’da barışın oylandığı referandum yapılmamıştı. Ama referandumdan kimsenin beklemediği bir şekilde ‘hayır’ sonucu çıkmasından bir hafta kadar önce yazdıklarım aslında halen geçerli. 2 Ekim’de halkın yalnızca %37.42’sinin katıldığı bir referandum gerçekleşti. Burada %50.22 hayır, %49.77 evet oyu kullandı ve sonuç olarak halk barış anlaşmasını ‘kabul etmemiş’ sayıldı. Barışa hayır demiş olanların ülkenin yalnızca %18’i olduğu gerçeği siyaseti ‘evet’ ve ‘hayır’lara indirgeyen referandum sisteminde kolaylıkla görünmez kılınabiliyor. Bizler için şaşırtıcı olmayan bir şekilde çatışmadan en çok etkilenen bölgelerde ‘evet’, şiddetten daha az etkilenen veya savaşın getirdiği ranttan daha çok faydalanan bölgelerde ‘hayır’ oyu çoğunlukta. Ama bu referandumun esas gözler önüne serdiği nokta ne kadar çok insanın oy kullanmaya gitmemiş olduğu. Bunun başka bir yazının konusu olacak kadar çok sebebi var. Bunların başındaysa güvensizlik geliyor – farklı bir gelecek imkânına geçmişin yükleri sebebiyle güvenememek, inanamamak. Yani bu referandumla aslında Kolombiya’da savaşa dönüş değil, bambaşka bir mücadele başlıyor: Toplumu barışa inandırma ve on yılların ardında bıraktığı kin ve nefretin yerine başka duygular koyabilme mücadelesi. Savaş toplumu değiştirir. Gerçekten savaşın yarattığı toplumu bozup yeniden, baştan kurmak ise müzakere masalarının çok ötesinde bir iştir – ki yazıda tam da kadınların bu alandaki mücadelesini aktarmaya çabaladım. Önemli olan da tarafların referandumdan bu sonucu çıkarabilmeleri. Devlet başkanı Santos bu mevkideki son gününe kadar barışın peşinde olacağını söyledi. FARC’ın sonuca cevabı ise: “Yüreği barış için atanlar bize güvenebilir.” Kalıcı, gerçek ve adil bir barışın kolay olmadığı kesin ama asla imkânsız değil.

“Erkekler barışı da silahlarıyla, üniformalarıyla, hiyerarşik iktidar biçimleriyle inşa ediyor. Biz kadınların erkeklere söylediğiyse şu:  Birbirimizle ilişki kurmanın başka yolları da var…”

‘Biz’i konuşmanın pek kolay olmadığı bir zamandayız madem, içinde yaşadığımız cehennem haline başka bir açıdan bakmak mümkün olsun diye, umut etmek mümkün olsun diye biraz kendimizin dışına çıkıverelim – olmaz mı? Kaderimizin kırmızı çizgilerle, Fırat Kalkan’larıyla üstümüze basa basa çizildiği bu topraklarda; birbirini trafikte, market sırasında, metrobüste, dar kaldırımlarda boğazlamak isteyen insanlarımızla sokaklarda; kendimizden bir gıdım ötesini düşündüğümüz anda – hatta gerçekten kendimiz için bile en iyisini düşündüğümüz/dillendirdiğimiz anda – birden hain ilan edilebileceğimiz, birden karmaşanın içine çekilebileceğimiz için sustuğumuz, durduğumuz, hep endişelendiğimiz hayatlarımızda; birbirine nefret kusmanın trol hali, robot hali, erkek hali, insan hali, politik hali ve işte bilimum haliyle dolup taşan sosyal medya ortamlarımızda; her tarafı ya Martı Projesi, ya bilmem ne inşaatı, ya denizi kapatan ‘Şehir Senin, Deniz Senin’li panolarla kuşatılmış – ya da mahalleleri tellerle/duvarlarla çevrili, ya da ablukalarla yıkılmış, ya da ‘fistanlılar nerde’yle ‘aşk bodrumda yaşanıyor güzelim’le duvarları işgal edilmiş şehirlerimizde/şehirlerde yuvarlanıp gidiyoruz.

Adalet ihtimalinden, hakikatin değerinden, eşitlik ve özgürlük hayalinden, gerçek bir barış içinde, huzurla yaşamaktan filan bahsetmenin zor olduğu aşikâr. Çünkü bizim içinde yaşadığımız zaman, adaletin ve hakikatin yalnızca yitip gittiği değil, daha beteri gülünçleştiği, kendi kendinin parodisi haline geldiği/belki bilinçli olarak getirildiği bir zaman. İşte tam da bu yüzden, tam da bunun böyle olmadığını kendimize hatırlatmak için Kolombiya’ya bakma – bin türlü sıkıntısına, başarısız olma ihtimaline, tuzağına rağmen taraflarca müzakere edilen barıştan, bu barışta kadınların mücadelesinden güç bulma zamanı belki de…

Bu amaç ve umutla, bu konuda kaleme alınmış çeşitli makalelerden ve yazıların bölümlerinden çeviri yaparak aşağıdaki derlemeyi hazırladım:
Kolombiya hükümeti ve ülkenin irili ufaklı gerilla gruplarından en büyüğü olan FARC (Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri) geçtiğimiz ay bugünlerde (24 Ağustos’ta), elli yılı aşkın zamandır süren savaşı, silahlı çatışmayı bitirmek üzere nihai ateşkes anlaşması imzaladılar.[i] Bu anlaşma da çok yakında, 2 Ekim günü halk tarafından referandumla oylanacak; sonuç “evet” olursa barışın inşası için çok zorlu bir süreç başlayacak. 180.000’den fazla sivilin ölümüne neden olan savaşa son verecek anlaşma, çatışmanın temelinde yatan çeşitli konularda tarafların müzakere sonucu uzlaşmasıyla mümkün oldu. Bu konular da, ülkedeki adaletsizliğe ve eşitsizliğe son vermek için toprak reformu, siyasi iktidar paylaşımı ve uyuşturucu ticaretiyle – bununla bağlantılı paramiliter şiddetle – baş etmek. Elli küsur yıldır uzlaşılamayan bu konularda bir anlaşmaya varabilmek, başlı başına önemli bir başarı. Ama Kolombiya barış sürecini ve anlaşmasını gerçekten dünyada bir ilk haline getiren yönü, cinsiyet eşitliğini açıkça amaç edinmesi, çatışmada kadınlara karşı işlenen suçları tanıması ve bunların sonuçlarıyla baş etmek için bir plan sunması. Bunu da müzakere sürecinin parçası olan ve yalnızca toplumsal cinsiyet meseleleri üzerine yoğunlaşmış, taraflardan (yani hem hükümetten hem gerilladan) oluşan, süreç boyunca da toplumun her kesiminden kadınlarla, sivil toplumla, aktivistlerle iletişim içerisine girmiş bir komisyon yoluyla yapması… İşte bu, daha önce bu şekliyle hiç yapılmamıştı.

Ekim başında halk tarafından oylanacak anlaşma, referandumda “başarılı olursa, Kolombiya’daki en feminist gelişme olacak,” diyor Kolombiyalı gazeteci Catalina Ruiz-Navarro. “Yarısı bile uygulansa Kolombiyalı kadınların hayatı geri dönülmez biçimde değişecek.”

kolombiya2
Kolombiya hükümetiyle yapılan barış görüşmelerinde kurulan toplumsal cinsiyet komisyonunda gerilla temsilcilerinin lideri ve aynı zamanda FARC komutanı olan Victoria Sandino (soldan ikinci, başında kırmızı örtüyle), çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileriyle birlikte poz verirken. Ateşkesin imzalandığı gün, 23 Haziran, Havana, Küba. Fotoğraf IPSnews’dan alınmıştır – Kaynak: Jorge Luis Baños/IPS

Peki niye bu kadar önemli kadınların dertlerinin, seslerinin, ihtiyaçlarının barış sürecinin temelinde olması?

Çünkü, Kolombiya’daki savaşı en ağır biçimde yaşayan yine kadınlar. Öldürülen veya zorla kaybedilenlerin çoğu erkek de olsa, on yıllar süren şiddet içerisinde yaşamı yeniden kurup devam ettirme yükü hep hayatta kalan kadınların omzunda olmuş. Kolombiya’daki yasaya göre, erkekler ortada olmayınca kendi topraklarından kaynaklanan mülkiyet hakları da geçersiz kılındığından milyonlarca – ama milyonlarca – kadın yerinden yurdundan edilmiş. Ekonomik güvencesizlik ve çatışma ortamında cinsel şiddet had safhada. Ve kadınların sesi duyulmayınca işte tüm bunlar görünmez kalıyor. Görünmez olunca da, çatışma bitse de çatışmayı doğuran toplumsal dinamiklerin, şiddet ilişkilerinin önemli bir kısmı yerli yerinde kalıyor.

Çünkü, Kolombiyalı kadınların sürece dahil edilmesi tamamen kendi mücadelelerinin eseri. Burada özellikle şu tehdit iş görmüş: “Eğer kadınları dahil etmezseniz barış kalıcı olmaz”. Yani kadınların yapmaya çalıştıkları, yalnızca anlaşmanın içeriğini etkilemek değil, barışın nasıl inşa edildiğini – yani yöntemin kendisini de dönüştürmek. Barış görüşmelerine katılan toplumsal cinsiyet uzmanlarından biri ve aynı zamanda Buenaventura’lı barış aktivisti (Red Mariposas de Alas Nuevas adlı bir kadın ağında yer alıyor) Bibiana Peñaranda’nın ifadesiyle: “Erkekler barışı da silahlarıyla, üniformalarıyla, hiyerarşik iktidar biçimleriyle inşa ediyor. Biz kadınların erkeklere söylediğiyse şu: Birbirimizle ilişki kurmanın başka yolları da var…” Yani kadınlar için barış yalnızca yeni bir iktidar paylaşımı meselesi değil; aslında ‘ilişki biçimlerinde değişiklik’ yaratmaktan geçiyor – yani o koskocaman masalarda görüşülen ‘barış’ hiç bu kadar ‘gündelik’ olmamıştı. Gündelik mücadele demişken, kadın ve LGBTİ gruplarının baskılarıyla oluşturulan toplumsal cinsiyet komisyonun sonucu olan bir ilk daha: Belki dünyada ilk kez LGBTİ haklarının da bir barış sürecinde dikkate alınması.

Bibiana Peñaranda[ii]’nın konuştuğu, kadınların barış sürecindeki rolüne dair kısa video:

 

Çünkü, kadınlar için kendi yaşamlarındaki şiddetin son bulması barışın önkoşulu. Bu da toplumun derinliklerine nüfuz etmiş, adeta toplumu tanımlamış ama yine de görünmez kalmış olan şiddetle açıkça baş etmek demek. Bu nedenle kadınlar tecavüzün ve cinsel şiddetin savaşta nasıl bir silah haline getirildiğini, kadın bedeninin nasıl savaş meydanına çevrildiğini görünür kılmak için ellerinden geleni yapmış, harekete geçmişler.[iii] Cinsel şiddet sonrası hayatta kalan kadınların barış görüşmelerine gelmesini sağlamışlar. Burada kadınlar doğrudan müzakereyi yürüten taraflara seslenmiş. Kadınların bu mücadelesi sayesinde, müzakerelerde cinsel şiddet de af yasağı olan suçlar arasına eklenmiş ve cezasızlığın önü alınmış. Yani Kolombiya’da savaş sırasında cinsel suç işlemiş olanlar herhangi bir aftan yararlanamayacak. Kadınların kazandığı bu zafer, cinsel şiddet yaşayanların, faillerin yargılanması yoluyla adalet arayabilecekleri anlamına geliyor. Bunun da ötesinde, devlet topluma önemli bir mesaj vermiş oluyor: Cinsel şiddet ağır bir suç ve bununla yüzleşmeye, mücadele etmeye hazırız.

“İnsanı öldüren tek şey kurşunlar değildir. Umursamazlık da öldürür,”[iv] diyor Maryerlis Angarita (kırsalda faaliyet gösteren Montes de Maria örgütünden). Kadınların savaşta yaşadıklarına dair deneyimlerini anlatmaya annesi zorla kaybedildikten sonra başlamış. On yıllar boyunca Kolombiya’lı kadınlar başkalarının kendileri adına barış yapmasını istemedikleri, barış sürecinde bizzat özne oldukları konusunda ısrarcı olmuşlar; ama çabaları çoğunlukla görünmez kalmış. Yani umursanmamış. Nisan 2016’da BM Kadın ve ECHO Caracola, kadınların barışın inşasına katkıları ve kadına yönelik şiddete karşı mücadelelerini görünür kılmak için bir program başlatmış. Bu girişim, farklı bölgelerden kadınları atölye çalışmalarında bir araya getirerek deneyimlerini paylaşmalarını, kadınları etkileyen önemli sorunları ve kadına yönelik şiddeti durdurmanın önündeki engelleri tartışmalarını sağlıyor. Movimiento de Víctimas de Crímenes de Estado (Devlet Suçları Mağdurları Hareketi) üyesi Luz Elena Galeano bu süreci şöyle anlatıyor: “Bu atölye çalışması bize birbirimizi dinleme, hikâyelerimizi anlatma ve yaralarımızı iyileştirme fırsatı sundu. Bir grup halinde örgütlenmek ve barış sürecine politik olarak etki edebilmek için yapacaklarımızı planlamak amacıyla güçlerimizi birleştirdik. Atölyede öğrendiklerimiz neler olduğunu başkalarına anlatmamıza yardım edecek. Bir daha yaşanmasını ancak böyle engelleyebiliriz.”

kolombiya3
Kadın barış hareketinden iki kişi haritaya bakarak farklı bölgelerde ve topluluklar arasında barışın inşası için stratejiler üzerine konuşuyorlar. Fotoğraf BM Kadın’dan alınmıştır – Kaynak: Consorcio ECHO Caracola/David Fayad

Çünkü, kadınların mücadeleleri sayesinde barış, aynı zamanda kadın-erkek eşitliği olan bir toplum anlamına gelmiş. Bununla bağlantılı olarak, anlaşmanın ortaya koyduğu politikalar arasında kadınların kendi topraklarını ekip biçebilmesi için maddi desteğe özel erişim, kırsalda bunu kolaylaştıracak kreşlerin kurulması, kadınların siyasi katılımını artırmak için teşvik edici eğitim programları ve çatışmada zarar gören kadınlar için adaletin sağlanmasına özel bir vurgu bulunuyor.[v]

Ve belki en önemli noktalardan biri: Çünkü kalıcı barış gerçekleştirmek yalnız nihai bir anlaşmayla değil, tabandan gelen bir halk hareketinin varlığıyla olur. Ve Kolombiyalı kadınlar bu konuda on yılların deneyimine sahipler. Evet, nihai anlaşmanın ertesinde akla birçok soru(n) geliyor: Gerillanın silahsızlanma süreci, yani silahlarını teslim etmeleri nasıl şiddetsiz bir şekilde – onların da güvende olduğu bir biçimde gerçekleştirilecek? Savaşın bedensel ve ruhsal yaralarını taşıyanlar – sayısı 13.600 civarı olduğu tahmin edilen cinsel şiddet mağdurları dahil – nasıl iyileştirilecek? Savaşçılar, özellikle de çocuk yaşta katılanlar nasıl silahsız şekilde gündelik hayata yeniden dahil olacak – hele de toplum onları kabule, en hafif tabiriyle, can atmıyorken?

Kolombiya’da tabanda örgütlenen kadın barış aktivistleri yalnızca bu soru ve sorunları öngörmekle kalmamış. Buldukları cevap ve çözümleri savaşla paramparça olmuş toplumun içine ve barış sürecinin kendisine yedirmeyi başarmışlar. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, tecavüzün, cinsel şiddetin bir savaş silahı olarak kullanılmasına karşı harekete geçmeleri ve bunu barış sürecinde temel bir konu haline getirmeyi başarmaları bunun iyi bir örneği. Ama aslında esas mesele, Havana’da yürütülen müzakerelerden çok uzakta, savaşın göbeğinde yaşayan toplumların orta yerinde barışı inşa etmek için yaptıkları… Bu bağlamda, George Mason Üniversitesi’nde Çatışma Analizi ve Çözümleri Enstitüsü’nde çalışan Catalina Rojas, Kolombiya’da kadınların yerel, bölgesel ve ulusal düzeylerde barışın inşası için nasıl çalıştıklarını anlatıyor.[vi] Kadın grupları, hem kentsel hem kırsal alandan kadınları içeren, sınıf ve etnik köken gibi kategorileri aşabilen, köylüleri ve akademisyenleri bir araya getiren ağlar ve koalisyonlar (hatta koalisyonların koalisyonlarını) oluşturmuşlar. Bu sayede kadınlar ülkenin her köşesinden insanı bir araya getirmeyi bilmişler. Mesela, 2002’de o dönem ülkeyi yöneten Pastrana ve FARC arasındaki müzakerenin başarısızlığa uğramasından hemen sonra,  Kasım ayında geniş bir buluşma örgütlemişler. Ülke genelinde barış umudunun söndüğü o zor dönemde, farklı ideolojik, toplumsal, kültürel, bölgesel ve etnik kökenleri temsil eden, 270 kurumdan 300’den fazla kadını yan yana getirerek 12 maddelik bir barış bildirisinde fikir birliğine varmışlar.

Kadınlar söylemsel alanın yanı sıra pratikte de önemli deneyimler kazanmış. Yerellerde geçici barış alanları kurarak savaşçıların belli süreliğine silah bırakması ve kısıtlı da olsa ateşkeslerin yapılmasını sağlamışlar. Bunun için de – merkezi düzeyde veya resmi olmasa da – gerilla, ordu, paramiliter çeteler gibi silahlı güçler arasında adına “müzakere” denebilecek bölgesel süreçler yürütmüşler.[vii] 2005’te A.B.D. Barış Enstitüsü ve Cornell Üniversitesi Latin Amerika Çalışmaları departmanı tarafından organize edilen Kolombiya’da Barış İnisiyatifleri (Peace Initiatives in Colombia) konferansında da katılımcılar, kadınların bu çok çeşitli müzakere deneyimlerini anlatıyor. Konferans raporuna göre[viii], kadınlar zaman zaman farklı silahlı aktörlerin aktif olduğu alanlarda, güvenli geçişi sağlayabilmek adına, onlarla görüşmeler yapmış. Çeşitli yerli ve Afro-Kolombiyalı kadın grupları (bazı durumlarda da karma gruplar), farklı silahlı gruplarla yürüttükleri müzakereler sonucu, yerellerde rehinelerin serbest bırakılmasını, kendi yaşadıkları toprakları ve tarafsızlıklarını, hatta özerkliklerini muhafaza etmeyi başarmış. İnsani ihtiyaçlar için güvenli geçiş sağlamanın ötesinde, kadınlar, paralel müzakere yoluyla bazen koskoca mahallelerin, yaşam alanlarının yok edilmesini ve insanların yerlerinden yurtlarından edilmesini engellemeyi bile becermiş. Savaşta arabulucu veya koruyucu rol üstlenmenin yanı sıra, savaşın sonuçlarıyla da mücadele eden kadın grupları, buluşmalar organize edip toplumsal diyaloğu sağlamış, hâlâ da sağlıyor. Böylece, bazı durumlarda savaşla yerinden edilen insanların göç ettikleri yerlerde toplum tarafından kabul edilmelerini kolaylaştırıyorlar. Şimdi, müzakere süreci tamamlanmışken toplumda kurulan/onarılan bu bağların kalıcı bir barışın temeli olabileceği düşünülüyor.

Hükümet, savaşçıların silahlı mücadeleyi bırakmasını sağlamak için çeşitli silahsızlanma alanları oluşturmayı planlıyor. Buralarda gerilla güçleri silah bırakacak ve sivil yaşama yeniden entegre olmak için hazırlanacak. Risk gerçekten çok büyük. Silahını – hele ki toplumun seni geri kabul edeceğinin hiçbir garantisi yokken – düşman addedilen devlete teslim etmek ciddi miktarda güven gerektiriyor. Bu konuda geçmişteki başarısızlıkların etkileri bugün hâlâ hissediliyor: Örneğin, 1980’lerde felaketle sonuçlanan FARC’ın silahsızlanıp siyasi partiye dönüşme denemesi. Süreç başarısız olunca, kurulmuş olan siyasi partinin 3000 küsur üyesi faili meçhul cinayete kurban gitmişti. Böyle bir tarihin gölgesinde, şimdi nasıl silahsızlanma beklenebilir? Hele de gerillayı hedef alan uyuşturucu/suç çeteleri (ki bunların önemli bir kısmı devlet bağlantılı paramiliter güçlerle ilişkili, hatta dağıtılmış paramiliter örgütlerin yeni bir kisve altında yeniden kurulmuş halleri) hâlâ silahlıyken? Hele de devletin bu alanda sicili pek parlak değilken? İşte bugün, kadın grupları tam da bu konuda daha iyi bir sonucu örebilmek için deneyimlerinden öğrendiklerini ve oluşturdukları ağları kullanıyor.[ix]

Plana göre, silahsızlanma alanlarından biri Pasifik kıyısında, Chocó adlı bir bölgede kurulacak. Taller de Vida adlı yerel örgütlenme, bu bölgede zaten bir süredir faaliyet gösteriyor. Toplu tartışmalar organize etmenin yanı sıra, çocuk askerler ve savaşta tecavüze uğramış kişiler için destek merkezleri kurmuş durumda. Sanatı hem bireysel terapi hem de toplumsal iyileşme aracı olarak kullanıyor. Enstalasyonlar ve kamusal etkinliklerle toplumda savaşın kopardığı bağları yeniden kurmaya çalışıyor. Böylece toplumu şiddetin yeniden baş göstereceği, sürecin zora gireceği anlara hazırlıklı, bunlarla baş etmek için daha güçlü kılıyor. Anlaşma sonucunda ortaya çıkacak kırılgan barışın gerçekten kök salmasını sağlamak, ancak tabanda yürütülecek bunun gibi faaliyetlerle mümkün – ve kadınlar bunu çok iyi biliyor.

Tabii eninde sonunda, resmi belgeyi imzalayanların çoğu yine de erkek – 20 imzacının yalnızca 2’si kadın. Ve Kolombiya’da kadınların siyasi temsiliyeti alanında da ciddi sıkıntı var:[x] Toplumun %50’sinden biraz fazlasını oluşturmalarına rağmen, Latin Amerika’da en düşük kadın temsiliyeti olan ülkelerden biri Kolombiya. 2015 yılında belediye meclisi üyelerinden yalnızca %14’ü kadınken, alt meclisin yalnızca %17’si, belediye başkanlarının %10’u, valilerin %9’u kadın. FARC’ınsa %40’ından fazlasının kadınlardan oluştuğu biliniyor.

Yine de bu anlaşma ve beraberinde getirdiği süreç değişim için bir başlangıç; kadınların bu mücadelenin peşini bırakmayacaklarını bilmek, belki dünyanın başka bir köşesinde yaşayan bizlere, hepimize dayanma, devam etme gücü verir…

[i] İkinci referansa kadar ilk bölümün tamamı, Quartz’da Ana Campoy’un yaptığı “No Women, No Peace: Colombian women made sure gender equality was at the center of a groundbreaking peace deal with the FARC” (“Kadınlar Olmadan Barış Olmaz: Kolombiya’lı Kadınlar toplumsal cinsiyet eşitliğinin, FARC’la yapılan çığır açıcı barış anlaşmasının merkezinde olmasını sağladı”) adlı haberden çevrildi. Bkz: Ana Campoy, http://qz.com/768092/colombian-women-made-sure-gender-equality-was-at-the-center-of-a-groundbreaking-peace-deal-with-the-farc/

[ii] Bibiana Peñaranda gibi başka aktivistlerin konuya dair görüşleri, yorumları için bkz: http://www.unwomen.org/en/news/stories/2016/7/women-at-the-frontlines-building-peace-in-colombia ve http://interactive.unwomen.org/colombia/1325-15years-videos/index.html (Videolar İspanyolca).

[iii] Bu paragrafın sonuna kadar olan bölüm The Guardian’dan, “Woman are on the frontline of making peace in Colombia last” (“Kadınlar ön saflarda Kolombiya’da barışın kalıcılaşması için çalışıyor”) makalesinden alındı. Bkz: Yifat Susskind ve Stella Duque, https://www.theguardian.com/global-development/2016/jul/18/colombia-women-frontline-making-peace-last-ceasefire-grassrooots-activism

[iv] Bir sonraki referansa kadarki bölüm, BM Women sitesindeki “Changing the narrative on women’s role in peacebuilding in Colombia” (“Kolombiya’da kadınların barışın inşasındaki rolüne dair algıyı değiştirmek”) adlı haberden çevrildi. Bkz: http://www.unwomen.org/en/news/stories/2016/7/changing-the-narrative-on-womens-role-in-peacebuilding-in-colombia

[v] Bir sonraki referansa kadarki bölüm, Ana Campoy’un Quartz’daki haberinden alındı. Link üstte mevcut.

[vi] Catalina Rojas’ın görüşleri, A.B.D. Barış Enstitüsü Kolombiya’da Barış İnisiyatifleri konferansının sonuç raporunda, sayfa 11-12’de bulunuyor. Bkz: https://www.usip.org/sites/default/files/sr169.pdf

[vii] Bahsi geçen deneyimlerin bir kısmı The Guardian’da yukarıda referans verilen makalede yer alıyor, detaylar ise Kolombiya’da Barış İnisiyatifleri konferansı sonuç raporunda mevcut.

[viii] Konferans raporu: https://www.usip.org/sites/default/files/sr169.pdf

[ix] Bu bölüm ve bahsi geçen örnek The Guardian’da Susskind ve Duque’nin makalesinden çevrildi. Bkz: https://www.theguardian.com/global-development/2016/jul/18/colombia-women-frontline-making-peace-last-ceasefire-grassrooots-activism

[x] Buradaki veriler Inter Press Service News Agency’de Patricia Grogg tarafından yazılan haberden alındı. Bkz: http://www.ipsnews.net/2016/07/colombia-includes-gender-focus-for-a-stable-lasting-peace/

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.