Erkek şiddetine yönelik politika üretmeyi 20 yılda önüne hiç koymamış olan politik irade, ne üretti peki? Bunun birden fazla yanıtı var elbette, ama cevabın bu yargılamada yüzümüze devamlı çarpan kısmı, ülkeyi saran suç şebekeleri, çeteler.

Nermin Yıldırım, 2015’te Feminist Politika dergisine yazdığı yazıya “Nevin Yıldırım’la benim aramda sadece iki harf var,” diye başlamış. “Hangi sınıftan, aileden, sosyal statüden gelirlerse gelsinler, bütün kadınlar ve Nevin Yıldırım arasındaki fark da anca o kadar,” diye eklemiş: “Malumunuz, pırıl pırıl bir eğitim, fiyakalı bir iş, dolgun bir maaş, havalı bir sosyal statü bizi bazı erkeklerden korur belki, ama erkeklikten korumaya yetmez.”

Ayşe Tokyaz’ın öldürülmesine ilişkin davanın üçüncü celsesinde katil Cemil Koç’un (önceki iki celse vermeyi reddettiği) cinayet gününe ilişkin ifadesini dinlerken, ben de Ayşe’yle aramdaki o iki harflik farkı düşündüm. Nermin’in sonraki cümlelerini duraksamadan geçiremedim zihnimden ama. Elbette, tüm kadınların erkek şiddetinin doğrudan hedefinde olduğunu, bu şiddetin bir biçiminden kendimizi korumayı becersek bir başkasına hayatımızın o ya da bu döneminde muhakkak maruz kaldığımızı/kalacağımızı tartışamam. Ama Ayşe’yle beni ayıran, o iki harfe ek olarak, 20 yıla yakın bir yaş farkı var. Sözkonusu 20 yılın Türkiye’ye neler yaptığını, o yirmi yıllık yarığın iki yanındaki genç kadınların hayatlarının farklılaşmasını düşünmeden edemiyorum.

Erkek şiddeti bu 20 yılda arttı gibi bir iddiada bulunacak değilim; ülke çapındaki bu toplumsal trendleri görmemizi sağlayacak veriler, malum, toplanmıyor – bir olguya ilişkin veri toplarsanız, buna ilişkin politika da üretmeniz gerekir. Erkek şiddetine yönelik politika üretmeyi 20 yılda önüne hiç koymamış olan politik irade, ne üretti peki? Bunun birden fazla yanıtı var elbette, ama cevabın bu yargılamada yüzümüze devamlı çarpan kısmı, ülkeyi saran suç şebekeleri, çeteler.

Ayşe’nin ölümü şüpheli ölüm denerek dosyası hızla kapatılmadıysa, Cemil ve işbirlikçileri tutuklu yargılanıyorsa, ikiz kardeşi Esra’nın çabasından. Nitekim Ayşe’nin öldürüldüğü anlaşıldıktan, Cemil Koç sanık olarak tutuklandıktan sonra, 2023’te Diyarbakır’da Ejegül Ovezova’nın “yüksekten düşme sonucu” ölümünde de şüpheli olduğu ortaya çıktı. Cemil’in Ejegül dosyasında tutuklu yargılanmamasını bir kenara koyalım. Esra, kendi araştırarak Cemil’in Ejegül’e uyguladığı sistematik şiddete tanık olan, hatta bu şiddete ilişkin maddi kanıtları olan, kendi de Cemil tarafından şiddet görmüş bir kadına ulaştı, mahkemede tanık olarak dinlenmesini sağladı. Hem Esra’nın hem mahkemeye çıkmasını sağladığı bu tanığın ifadeleri, polislikten ihraç Cemil Koç’un kendisine nasıl bir suç ağı kurduğuna, bu ağ içerisindeki adamların birbirlerini nasıl koruyup kolladığına, şiddet uygulanabilir hatta “öldürülebilir” gördükleri kadınları nasıl elbirliğiyle boyunduruk altında tuttuklarına ilişkin çok net bir örüntüyü gözler önüne seriyor.

Bu suç ağının ne tam mahiyetini ne çapını biliyoruz, ama mahkeme salonunda uyuşturucudan kripto paraya, silah ticaretinden dark web’e bir sürü şey telaffuz edildi. Tekrar edeceğim, Cemil ve o suç ağı bunların hangilerini bilfiil gerçekleştirdi, hangilerine pek bulaşmadı muhtemelen öğrenemeyeceğiz. Ama 2026 Türkiye’sinde, TÜİK’in kendi verisine göre ülkenin yüzde 20’si yoksulluk sınırı altında yaşarken, Cemil gibi alelade suçluların zincirleme giden bu suçların birini ya da birçoğunu işleyerek kazandıkları paraları genç kadınlar üzerinde tahakküm kurmak için saça saça harcamalarını izlemek artık bizi şaşırtmıyor bile. Çünkü son 20 yılın getirdiği değişimin erkekler için tezahürü çetelerse, genç kadınlar için tezahürü, ya içinde zaten oldukları ya da bağımsız hayat kurarken içine düşmelerinin neredeyse kaçınılmaz olduğu yoksulluğa karşı çare geliştirmek. Bu çare artık eğitim, meslek, maaş değil çoğumuz için. Burada zihnim Nermin Yıldırım’ın yazısından kopup (“pırıl pırıl bir eğitim, fiyakalı bir iş, dolgun bir maaş, havalı bir sosyal statü” tahayyül edemiyoruz artık) Evrim Gürenin’in birkaç ay önce Çatlak Zemin’de yayınlanan yazısına gidiyor: “Bizim çocukluğumuzda bir lise okumak, üniversite kazanmak, hasbelkader o üniversiteden mezun olunca bir işin olacağı güvencesi varken şimdi, 12 yıllık zorunlu eğitimin kaldırılmasının tartışıldığı, MESEM’i de bir adım öteye taşıyarak Organize Sanayi Bölgelerinde doğrudan fabrikaların içine yurt açılması planları yapılan bu dönemde, bu çocuklar bir okulda okuyabiliyorlar mı? Bir okuldan mezun olduklarında iş bulacaklarına, bugünlerinden daha iyi bir gelecek kuracaklarına dair umutları var mı?”

Evrim bu cümleleri her ne kadar solcu mahallere ilişkin, kendi bilgisine dayanan bir hikayeyi detaylı anlatırken kursa da, yazının pek çok cümlesi gibi bunlar da 2026 Türkiyesi’nin pek çok mahallesi için geçerli. O mahallelerden çıkabilmek için kimi genç kadınlar, alacakları diploma “üzerine basıldığı kağıt kadar değerli olmayan”, son yıllarda pıtrak gibi açılan üniversitelere gitmeyi göze alıyor, şehir değiştirerek aileden bağımsızlaşıyor, bu arada bambaşka risklere açık hale geliyorlar. Çünkü şehirler çetelerle, Cemil gibi adamlarla dolu.

Bu adamlara seri cinayet işleme, birbirinin suçunu örtbas etme, mahkeme salonunda öldürdüğü kadının kız kardeşine küfretme, onu bunu tehdit etme, “Bir tane yapıştırdım ama erkek gibi vurmadım,” diye ifade verme, ifade verirken mahkeme heyetine ve avukatlara “ayar verme” cesareti, kendi sahip oldukları herhangi bir nitelikten gelmiyor. Cemil, dediğim gibi, alelade bir adam, adi bir suçlu, en az iki kadını korkunç şekilde öldürdüğüne ilişkin yargılamaları adım adım izlemesek hakkında iki cümle kurmaya tenezzül etmeyeceğimiz bir çapsızken, tüm bunları yapabilmesinin, yaparken bu kadar rahat olabilmesinin tek sebebi suç ağlarını büyüten cezasızlık rejimine sırtını yaslaması. Kadınlar karakola gidip şikayetçi olmak istediklerinde şikayetlerinin alınmaması. Katillerin tutuklu yargılanmaması.

Herkes hak ettiğini yaşamıyor. Çoğumuz, özellikle genç kadınlar, hak etmediğimiz hayatları yaşıyor, hak etmediğimiz şiddete günbegün maruz kalıyoruz. Ülkede erkeklerin suç ağları giderek genişliyor, ülkenin kendisi giderek dev bir suç ağına dönüşüyor. Bizim elimizde kalan, kendi dayanışma ağlarımızla tüm bu şiddetlere karşı beraber mücadele etmek.

Yazının yayınlandığı gün, Küçükçekmece Adliyesi’nde dosyanın bir sonraki duruşması görülecek. Feministler, bu mücadeleyi sürdürmek için adliyede olacak.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.