Şikayet arşivlerimizin Epstein dosyalarını okumamıza nasıl yardımcı olabileceğine dair bazı düşünceler.

Sara Ahmed

İçeriğe dair uyarı: Bu yazıda cinsel saldırı, cinsel taciz ve düşmanca ortamlara ilişkin tartışmalar bulunmaktadır.*

Şikayet hikayelerini dinlerken birçok insanın neden şikayetçi olmadığını öğreniyorum. Kate, 20 yılı aşkın süre önce bölümündeki bir hoca tarafından cinsel saldırıya uğramış ve şikayetçi olmamıştı.** Çünkü istismarı şikayet etmek olayın “failine şikayette bulunmak” ile aynı şeydi.

Kate ile beraber aynı bölümde okuyan lisans öğrencileri Tina ve Stephanie ile de konuştum. Tina, birkaç sene önce üniversitelerinde bir cinsel taciz olayı patlak verdiğinde Facebook sayfasında “Şaşırdık mı?” yazarak bir link paylaşmış, Kate de “Bazı şeyler değişmiyor,” diyerek bu paylaşıma cevap vermişti. Bunun üzerine bir buluşma ayarlamışlar. “Birbirimize olanları, her şeyi anlattık,” diyor Tina. Birbirleriyle konuşurken adeta bir perdeyi araladılar. Böylece Stephanie’nin deyimiyle “bir bölümün beş erkek hocası tarafından yapılan tacizlere ve/veya saldırılara ilişkin bilgileri ve kişisel deneyimleri” olduğunu öğrendiler.

Kate’in istismarı şikayet etmenin olayın “failine şikayette bulunmak” olduğu yönündeki gözlemi de böylelikle netliğe kavuştu.

İstismarı şikayet etmek ya olayı failin kendisine ya da kimisi bu istismara ortak olmuş meslektaşlarına veya arkadaşlarına şikayet etmek anlamına gelir ya da faile istismar ettiği o gücü veren ve onu muhtemelen bir yatırım, korunması gereken bir kişi olarak gören kuruma.

Fail yalnızca bir şebekenin parçası değildir. Fail, bu şebekenin ta kendisidir.

Kate “birbirlerinin arkasını kolladıklarını” da söylemişti.

Kolladıkları arkalar, önlerine kapılar açar.

Kurumlardan ya da kurumlarda şikayetçi olan insanları dinlediğimde hikayeler kadar sırlar da topladım, biriktirdim. Şikayetlerin sırlara nasıl dönüştüğünü anlamak zor değil. Çünkü şikayetçi olmak, en azından şikayeti resmi mecralara taşımak, bir dolabın içine tıkılmak anlamına gelir, kapısı kilitli küçük bir odanın içine. Siz kendiniz bir dolabın içinden şikayette bulunursunuz ya da şikayetinizin gideceği yer yine küçük bir dolaptır. Şikayetinizi dile getirdiğinizde, bu durum hızla örtbas edilebilir ya da Dee’nin başına gelenleri anlatırken kullandığı ifadeyi ödünç alırsak “bir kutuya tıkılabilir”. Bir evrak dolabı atılacak ve tozlanacak şeylerin konulduğu eski ve paslı bir çöp kutusuna dönüşebilir.

Her şikayetin yolu kurumların sakladığı ve gizlediği yerlerde son bulacak değil, zira seslendirilmeyen şikayetler zaten belgelenmez.

Resmi şikayette bulunmadığınızda kendinizi size ait bir şikayet dosyası hazırlarken bulabilirsiniz; hayatınıza devam edip işinizi yapabilmek için yaşadıklarınızı zihninizde bir kenara kaldırırsınız.

Kenara kaldırdıklarınız kaybolmaz.

Ve bu, sadece yaşadıklarınızın tekrarlanmasından da kaynaklanmaz.

Birbirleriyle konuşarak perdeyi aralayan Kate, Stephanie ve Tina, sonunda resmî, “tarihî” ve kolektif bir şikayette bulundular. Bu kararı almalarının bir sebebi de onlara tacizde bulunmuş ve saldırmış diğer profesörlerden birinin “aynı şeyleri” yapmaya bugün hâlâ devam ettiğini üniversitedeki öğrencilerden öğrenmiş olmalarıydı. Evet, yaşadıklarının üzerinden yirmi yıldan fazla süre geçmiş olsa da. Şiddet hasır altı edildiğinde, tekrarlanır. Bölümdeki istismarın boyutu bir skandal yaratmalıydı. Ama nerede, yaratmadı. Kurum Kate, Stephanie ve Tina’nın şikayetlerini örtbas etmenin, tarihe karıştırmanın, profesörü sessiz sedasız emekli etmenin ve hem onun hem kurumun sicilini temizlemenin bir yolunu buldu. Stephanie üniversiteye bir mektup yazarak, üniversitenin “sorunu yakın zamanda emekli olmuş tek bir sorunlu personele indirgediğine” dair şikayetini dile getirdi. O mektubun da onların evrak dolabı dedikleri çöp kutusunu boyladığı kanısındayım.

Dile getirilmesi çok uzun zaman alan bir şikayet tekrar görmezden gelinebilir.

Şikayet hakkındaki No Is Not a Lonely Utterance [Hayır Yalnız Bir Cümle Değildir] (Bundan sonra kısa adı olan No! [Hayır!] olarak bahsedeceğim) adlı son kitabımda şikayet olmayan şikayetler, neredeyse şikayetler, geri çekilen ve ertelenen şikayetler de dahil olmak üzere pek çok şikayet hikayesini paylaşıyorum. Kendimi şikayet arşivi olarak adlandırabileceğimiz bu atık madde yığınının bir nevi bakıcısı olarak görüyorum. Zaten işyerinde feminist olmak, benim gibi araştırma nesnesi olarak kendinize bu konuyu seçmemiş olsanız dahi bir şikayet arşivi toplamak anlamına gelir. Kurumları dönüştürme projesine, kurumları pek çok kişiye karşı bu kadar düşmanca kılan yapıları yıkma çabamıza olan bağlılığımız, birbirimizin şikayet hikayelerini dinlememizi, şikayetçi olduğumuzda neler olduğunu ve şikayetçi olmamamızın nedenlerini öğrenmemizi sağlar.

Şikayet arşivlerimiz, Epstein belgelerini incelememize yardımcı araç ve hatta mercek görevi görebilir, halihazırda bildiklerimizi görünür kılmamıza yardımcı olabilir. Belgelerde yer alanlar, son derece rahatsız edici ve şok edici olsalar da yeni ya da alışılmadık şeyler değil. Bu yazıyı şiddete ve istismara hayır diyen, şiddeti dile getirmekte, belgelemekte ve şikayet etmekte ısrar eden ve bu uğurda geçimlerini ve yaşamlarını riske atan tüm kadınlarla dayanışma içinde yazıyorum. Bu yazıyı işlerini ve dünyalarını düşmanca bir ortama dönüştüren parçaları Epstein belgelerinde gören insanlarla dayanışmak için yazıyorum.

Her biri keskin, çok sayıda parçayı.

Belgeler bize güç sahibi adamların, kadınları ve kız çocuklarını istismar edebilmek için kurdukları şebekeleri nasıl birbirlerini bu edimlerin olası sonuçlarından korumak için kullandığını da gösteriyor. Dahil olma ve koruma arasındaki sınır muğlaklaşıyor. Bizlere belgelerde geçen şeylerin çoğunun bir ismi olduğunu, bunun da patriyarka olduğunu hatırlatan feministlere, özellikle Celeste Davis ve Kate Manne’ye teşekkürlerimi iletiyorum. Davis’in “Neden bu kadar çok erkeğin Epstein belgelerinde olduğunu açıklayan tek bir kelime var” başlıklı yazısı oldukça aydınlatıcı. Davis, “dikkatlerin büyük bir kısmı, Epstein’ın sınır tanımaz cinsel istismarını tam olarak kimin ve neyin mümkün kıldığını (servet, seçkin çevreler, kurumsal başarısızlık ve şantaj) ortaya çıkarmaya odaklanmış durumda” diye belirtiyor. Bunu adlandırmaya yönelik dirençte ise patriyarkanın işlediğini söylüyor. Manne, makalesine Davis’in dile getirdiği şeyin “önemli ve apaçık bir hakikat” olduğunu belirterek başlıyor: “Cinsel istismarın ortak paydası patriyarkadır.”

Belgelerdeki erkeklerin birbirleriyle iletişimlerinde, kadınları ve bedenlerimizi aşağılayarak kurdukları acımasız bağlarda işleyen şey patriyarka. Her ne kadar tanıdık ve normalleşmiş de olsa bu dili duymak ve dinlemek oldukça zor. Kadın bir profesör olan Patricia’yı düşünüyorum, bir defasında erkeklerle çevrili bir masada oturmak durumunda kalmıştı. “Muhabbet, üniversitedeki insanlardan beklediğim türden bir konuşma değildi,” diyordu. “Özellikle de o zamanlar kadınlara karşı tutumuyla iyi bir yer olduğunu düşündüğüm bu gibi bir yerde. Sanki kıraathanede gibiydim, anlarsın ya. Gerçekten çok rahatsız ediciydi. Beni fark etmediler bile.” O masadaki erkekler kadınların bedenlerinden bahsederken Epstein belgelerinde sıklıkla geçen kelimeleri zikrettiler. Varlığını fark etmedikleri Patricia, kurdukları bağlara tanık oldu, çoğu zaman özel yazışmalarda, kahvehanelerde, kapalı kapılar ardında edilen muhabbetleri duydu. Masadaki erkeklerin çoğunun yakın iş arkadaşı olan İnsan Kaynakları Müdür Yardımcısı’na şikayette bulunduğunda, adam kafasını salladı ve hiçbir şey yapmadı.

Tam da bu tür şeyler yaşanmaya devam ettiği için sorunlara isimleriyle işaret etmemiz gerekiyor. Sorunlardan kastım, sistemler. Küresel elitlerin iktidar ve statülerini doğallaştıran ve böylelikle birbirleriyle etkileşimlerini, sadizmlerini, zulümlerini erdeme dönüştüren fikirler için girdikleri arayışlar hakkında da Epstein belgelerinden öğrenecek çok şey var. Ana Marie Cox’un belirttiği gibi, “Epstein, zenginleri ve güçlüleri birbirine bağlayan bir ip olmaktan çok, tüm bu mevcut bağlantıların yerine oturmasını sağlayan bir mercek gibidir: Beyaz üstünlükçülük ve patriyarka insan hayatının, değerlerinin ve seçimlerinin değersizleştirilmesi gibi kıyameti hızlandıran lanetli fikirlerin ortak paydasıdır.” Belgelerde geçen birçok yazışmada pozitif ve negatif öjeninin faydalılığına, “güçlü olanların” daha fazla üremek ve “zayıfları” elemek için araçlara sahip olması gerekliliğine dair yorumlar görüyoruz. Epstein bir metinde soruyor, “beyin kullanılmayan sinir hücrelerini gözden çıkarıyorsa, toplumdaki muadillerini neden aramızda tutalım?” Fikirler maddi malzemelerdir. Fikirlerden kastım da sistemler. Kimi insanları ve toplulukları daha güvencesiz hale getiren, onları kolaylıkla mülk ya da meta haline getirip takas edilmeyi, kullanılmayı, tüketilmeyi ve gözden çıkarılmayı reva gören ırksal kapitalizm sistemini ele almadan kadın kaçakçılığı konusunu ele almak mümkün değil. bell hooks’un konuyu her zaman tam isabetle ele aldığını düşünüyorum; “beyaz üstünlükçü kapitalist patriyarka”dan sürekli bahsederek “birbiriyle iç içe geçmiş ve gerçekliğimizi belirleyen egemenlik sistemlerini bize sürekli hatırlatacak bir dil” kullanmanın önemini vurguluyordu.

Tahakküm sistemlerini “bize hatırlatacak” bir dil bulmamız gerektiği gerçeği, bu tür sistemlerin nasıl işlediğine dair çok önemli bir fikir verir. Neden mi? Çünkü iktidar sıklıkla bulanıklaşır, buna neden olan sadece dil de değildir. Benimle paylaşılan şikayet hikayelerinin iktidarın nasıl işlediğini daha net görmeme yardımcı oluşu, belki de şaşırtıcı bir şekilde, ayrıntılarda yatıyor. Kapalı kapılar ardında neler olduğunu duymak, sistemlerin sadece var olmakla kalmayıp, bazı insanların yapıp yapmadıklarıyla da aktif olarak sürdürüldüğüne tanık olmak demek.

No! adlı kitabımda, Shazia’nın ırkçılığa uğradığını şikayet etme öyküsünden bahsettim. Irkçı bir kuruluşu şikayet etmek, ırkçılığı gerisin geri kendisine şikayet etmektir. Shazia, şikayetinin kapalı kapılar ardında ne şekilde konuşulduğunu hiç öğrenemedi. Ancak İnsan Kaynakları Müdürü ona “kendini mağdur görme eğiliminde” olduğunu söylemişti ki bu, onun (ve şikayetinin) nasıl karşılandığını anlamamız için muhtemelen yeterli bir ipucu. Shazia bana tanıklığını aktarırken öğrencilerin dillendirdiği bir başka şikayeti anlattı. Tümü beyaz erkeklerden oluşan bölüm profesörleri verdikleri seminerler esnasında, lisansüstü öğrencilerin ve kendilerinin altında çalışan meslektaşlarının işleri hakkında aşağılayıcı yorumlar yapıyorlardı. Bu durum bir rutin haline gelmişti. Tüm sohbetler bir tür zalimlikle, alayla, şaka ve gülüşlerle bitiriliyordu. Öğrenciler seminerlere gitmemeye başladı. Devamlılığın zorunlu olduğu hatırlatıldığında, “bu seminerlerin bölümdeki bir avuç yaşça büyük beyaz erkek için tasarlandığını ve dolayısıyla derslere katılmamanın aktif bir tercih olduğunu” açıklayan gayri resmi bir şikayette bulundular.

Shazia, öğrencilerin şikayetinin değerlendirildiği toplantıdaydı. Profesörlerin duruma verdikleri yanıtı şöyle anlatıyor: “İdarecinin ilk söylediği şey, kendimizi savunmamız gerektiğiydi; belki de bu öğrenciler, dersleri entelektüel açıdan zorlayıcı buldukları için devamsızlık yapıyorlardı.” Ardından profesörler, resmi olarak öğrencilerin şikayetlerini dile getirmeleri için bir fırsat olarak sunulan ancak gerçekte “onları sakinleştirmek” amacıyla düzenlenen bir “açık toplantı” yapmaya karar verdiler.

Gerçekten de profesörler, kendileri hakkındaki şikayeti dinler konumdalardı (“faile şikayet etmek”). Bu süreçte, öğrencilerin şikayetlerinin müsebbibi aşağılayıcı yorumların benzerlerini tekrardan dile getirdiler. Kendi davranışlarına yöneltilen şikayetler, öğrencilerin zayıflıklarının birer kanıtı olarak değerlendirildi (“dersleri entelektüel açıdan zorlayıcı buldular”). “İş yerinde onur ve haysiyet” gibi çeşitlilik ve eşitlik politikaları da genellikle tam da bu şekilde, kurumların ve kurum miraslarının koruyucuları olan seçkinleri zayıflatan unsurlar olarak değerlendirilir.

Görevi kötüye kullanma (misconduct) hakkındaki şikayetler çoğunlukla seçkinlerin diledikleri şekilde konuşma ve eyleme özgürlüğüne karşı dayatmalar olarak ele alınır. Eylemeden kastım, eylem. Araştırmamın bulgularından biri fiziksel ve cinsel saldırıların iletişim biçimi olarak ele alındığı ve dolayısıyla ifade özgürlüğü kapsamında korunduğudur. Bir kadına on yıllar boyunca zorbalık yapan ve ardından ona fiziksel saldırıda bulunan bir bölüm başkanının davranışlarına ilişkin bir rapor, onu suçsuz bulmuştu. Nasıl mı? Raporda adamın yalnızca “net bir yönetim tarzına sahip olduğu” anlatılmıştı.

Davranış biçimi (conduct), tıpkı elektriğin kablolarla iletilmesi gibi, neyin söylenebileceği ve yapılabileceği konusunda mesajların nasıl aktarıldığını (conducted) gösteren bir iletim sistemi olarak anlaşılabilir. Kimi insanlar bu iletim sisteminin işleyişini durdurmak için şikayette bulunurlar. Ancak zaten bu iletim sistemi halihazırda işlediğinden, söz konusu şikayetleri de durdurur.

No! adlı kitapta Andrea’nın kendisinin yüksek lisans öğrencisi olduğu dönemde yaşça büyük bir erkeğin davranışından şikayetçi olma öyküsünü de anlatıyorum. Andrea adam hakkında şikayette bulunabileceğini belli etmesinin ardından bölüm sorumlusu Bianca tarafından “dikkat et, o önemli bir adam” diye uyarılır. Bu tek cümleden uyarıların ne işe yaradığına dair çok şey öğreniyoruz! Uyarı, kimin önemli olduğunu belirterek nelerden kaçınman gerektiğini bildirir. Söz konusu “dikkat et” talimatı, aslında Andrea’ya kendisini istismar eden kişiyle olan ilişkisini koruması yönünde bir tavsiyeydi.

İstismara ilişkin şikayette bulunmamaya dair çoğu uyarı, sizi failin şebekesinin bir parçası olmaya çağıran birer talimat görevi görür. Ben buna “kapı anlaşması” diyorum: onların arkasını kollarsan, kapı dışarı edilmezsin. Pek çok kapının ardında, birçok anlaşma yatar. Dolayısıyla, “önemli bir adam” aleyhine yapılan bir şikayet, neredeyse hep daha geniş bir şebekeyi de işin içine katmak anlamına gelir. Davranış biçimi, değerlerden çok menfaatlerin aktarımı ile alakalıdır.

Önemli olmak her zaman sosyal bir başarı anlamına gelir. Kişi, önemi arttıkça, insanlar için daha fazla şey yapabileceği bir konuma gelir. Kişi ne kadar önemliyse, onu korumak için daha fazla insan el ele verir. Andrea, tüm bölümün “profesörü korumak” için nasıl sıraya girdiğini gördü. Kendisine uyarıda bulunan Bianca beyaz değildi ve görece kıdemsiz bir kadındı. Belki de kariyerinde ilerlemek için “önemli bir erkeğin” desteğine ihtiyaç duyacağını anlamıştı. Vermiş olduğu, muhtemelen kendisinin de daha önce duyduğu türden bir uyarıydı.

Andrea, başka bir öğretmen olan Kelly ile “merdivenlerde” tesadüfen karşılaştıklarında Kelly’nin onunla “dayanıştığını” hissetmişti. Ancak ertesi gün Kelly, “yazılı bir kanıt bırakmamak” için telefonda konuşmak istedi ve Andrea’ya şikayette bulunacak bir gerekçesi olmadığını söyledi. Kelly’nin “sesi korkmuş geliyordu.” Andrea, geçici sözleşmeli çalışan Kelly’ye anlayışla yaklaştı. Onun da muhtemelen “güvencesiz durumunu korumaya çalıştığını” düşündü.

Merdivenlerde dayanışma gösterilen bir konuşma, telefonda ise dayanışmanın geri çekildiği bir başkası. İkisi arasında ne olmuştu? Andrea’nın kendine göre bir teorisi vardı: birinin onun “kafasını karıştırdığını” söyledi. “Biri”nden kastım, şebeke. Bazı insanlar failin şebekesinin bir parçası olmaya zorlanır. Daha güvencesiz olanların zorlanması daha kolaydır ve güvencesizlik şebekenin genişlemesine alan açar. Dolayısıyla, faili koruma işlevi eşgüdümlü eylemlerle gerçekleşse dahi bu hepsinin gönüllü olduğu anlamına gelmez.

Daha fazla bağlantısı olan adamların davranışlarını şikayet ettiğinizde söz konusu bağlantıların, şikayetleri ele almak için kurulan iç sistemleri de içeren ancak bunlarla sınırlı olmayan bir şebeke üzerinden mesajlar halinde yayıldığını işiteceksiniz. Şikayette bulunmak, bu şebekeye bir çağrıda bulunmaktır; muhtemelen İK biriminde olan şu veya bu kişiye, şu veya bu kişi hakkında bir şeyler söylediğinizde bir alarmı devreye sokarsınız. “Önemli bir adam” hakkında şikayette bulunabileceğini belirten tek bir kişinin varlığı, aradığınız numaranın şu anda meşgul olduğunu duymak için yeterlidir: biip, biip, biip.

Epstein dosyalarında da aradığınız pek çok numaraya ulaşılamıyor. Sayısız e-posta gönderilmiş, bunların ardından şüphesiz pek çok telefon görüşmesi yapılmış. Hüküm giymiş bir cinsel suçlu olan Epstein’e mağdur, yardıma ve korumaya muhtaç biriymiş gibi muamele edilmiş. Epstein, şikayetçi olan ve ifşa eden oyunbozan feministlere karşı diğer güçlü erkekleri desteklemiş.

İfşa ettiği adamlar sebebiyle kendi ismi de “Epstein belgelerinde” geçen gazeteci Moira Donegan, belgelerin çoğunun “Epstein’ı, seçkin kesimin, özellikle de erkek seçkinlerin sıklıkla dostluk ve sevgi beslediği, 2008’de çocuk cinsel istismarı suçlamasıyla mahkum edildikten çok sonra bile samimi ve dostane ilişkilerin sürdürüldüğü biri olarak resmettiğini” etkileyici şekilde kaleme almıştır. Bu insanlar yalnızca “arkadaşlarının cinsel suçlarını görmezden gelmekle” kalmamış, bunun yanında onu “‘çılgın’ partiler veren ve #MeToo hareketindeki aşırılıkların yarattığı kaygılar hakkında danışabilecekleri bir dinleyici olarak” görmüşlerdir. Rebecca Solnit’in de ifade ettiği gibi, “Çocuk istismarcısı ve sabıkalı cinsel suçlu olduğu kesinleşmesine rağmen onunla ilişkilerini sürdüren ve ona destek veren seçkin kesimin gittikçe daha fazla üyesini içine alan bir tür bulaşıcı salgın gibi artık Epstein dosyaları. #MeToo bu anlamda hâlâ devam ediyor.”

Antifeminizmin işlevine ve özellikle feminizmin ahlakçılık çağrışımları yaratması meselesine bir sonraki yazımda geri döneceğim. No! adlı kitabımda, #MeToo hareketi yaygınlaştıkça cinsel tacize ilişkin şikayette bulunan kadınlara karşı uygulanan yaygın misilleme meselesini ele alıyorum. Bu misillemelerin arkasında güçlü erkeklerden oluşan bir şebeke olduğunu her zaman bilsem de o zamanlar Epstein dosyalarıyla birlikte elimize geçen türden açık kanıtlarımız yoktu. Gazeteci Bryce Court 2023’te #MeToo hareketinin hukuki açıdan sessiz ama etkili biçimde geri teptiğini öne sürmüştü, “Sanıklar, durumu tersine çevirerek kendilerini suçlayanlara dava açmış ve onları fiilen susturmuşlardı.” Bir başka gazeteci, Ali Medina, mağdurların “hakaret davası açılarak ya da açmakla tehdit edilerek” nasıl susturulduğunu anlatıyordu.

Misilleme, çoğu zaman sunulmayan fırsatlar ve açılmayan kapılarla ilişkili olduğundan kanıtlaması zor bir şeydir. Kimi zamansa kasıtlı olarak kanıtlanır, gösteri haline getirilir ya da bir tiyatroya dönüştürülür. Ancak misilleme bir tiyatroya dönüştürüldüğünde bile, ardında kaç kişinin olduğunu görmek mümkün olmayabilir. Fail bir şebeke olduğunda, görünmez kılınanlar da yalnızca fail olmaz, çeşitlenir. Bu şebekeyi ancak asıl amacını yerine getiremediği zaman, yani iktidar sahiplerini eylemlerinin sonuçlarından koruyamadığında görebiliriz.

Bu olduğunda ise yaşananlar gözümüzün önüne çığ gibi büyüyerek düşecek, belge yığınları aşağı akacaktır.

O zaman bile isimler gizlenmiş olacak, gizlenen isimler sonuçlardan korunacaktır.

Şunu biliyoruz ki, bu olduğunda dahi kocaman bir şeyi küçümseyebilir, habbeyi kubbe yapabilir, istismarı, şiddeti, zararı önemsizleştirecek yollar bulabilirler.

Ve evet, tüm bunların yaşandığını görüyoruz.

Her zaman yaptığımız gibi, açığa çıkanlardan dersler çıkarıyoruz. Pek çok insanın bilmezden geldiği şeyleri gün yüzüne çıkarmak için nesiller boyu ne kadar emek gerektiğini görüyoruz.

Gerçeği zorla gün yüzüne çıkarmak, çoğu zaman senin de zorla dışarı atılman anlamına gelir.

Diğer insanlar bir kişiye ne kadar çok yatırım yaparsa, o kişi o kadar çok güç elde eder. Bu yüzden, iktidar tek bir noktada yoğunlaştığında, dağınık ve hatta seyrekmiş gibi görünebilir. Kafa sayısı azaldıkça, el sayısı artar. Etrafta bu kadar çok elin olaya dahil olduğunu gördüğünüzde, bu hareketi başka bir şeyle, sanki kolektif bir şeyle, hatta ele avuca sığmayacak bir şeyle karıştırabilirsiniz.

O halde bu iktidar tablosunun ardında daha fazlası gizlidir.

“Önemli bir adam” devrildiğinde iktidarın mülk gibi, sihirli şekilde tek bir kişide bulunmadığını anlarız. Kariyer basamaklarını ona evet diyerek tırmananları, failin yardım eden bir ordu olduğunu görürüz. “Hayır” diyenlerin, itiraz ya da şikayet edenlerin, çoğu gizlilik sözleşmeleriyle üzeri kapatılan uzlaşmalar yoluyla avukatlardan oluşan bir başka ordu tarafından nasıl susturulduğunu gözler önüne sermiş oluruz.

Başkalarının istismar edilmesine göz yuman bazı kişiler, bu tabloyu fark etseler de içinde kendilerinin de bulunduğunu fark etmeyeceklerdir. Yaptığım araştırmada göründüğü şekliyle, tacizkâr davranışlar hakkında kamuoyunda açıkça sesini yükselten, hatta cinsel tacizle ilgili yeni politikaların oluşturulması sürecine yön veren bazı kişiler dahi meslektaşlarını istismar şikayetlerinden tereddüt etmeksizin korumuşlardır.

Kapalı kapılar ardında evet demek, yani kapı anlaşması.

Koruma, kimi zaman insanların bilmedikleri, bilmeyecekleri şeyler üzerinden sağlanabilir. Bölümünde yaşça büyük ve muhtemelen bir başka “önemli adam” olan hocası tarafından cinsel tacize uğramış üniversite öğrencisi Lily ile görüşmüştüm. Lily, aynı bölümdeki feminist bir hocaya danışmış, Tammy ise “yeterli bilgisi olmadığı” için “bir şey yapamayacağını” söylemişti. Tammy, olan biteni daha iyi anlamak için de pek bir zaman ayırmamıştı: Lily ofisten hızlıca çıkarıldığını anlattı. Tammy’nin kapattığı, ofisinin kapısından fazlasıydı.

Mesele, insanların bir şey yapabilecek kadar bilgiye sahip olmamasından çok, bir şey yapmak zorunda kalmamak için yeterli bilgi edinmemesidir.

Failin şebekesinin parçası olmak için pek bir şey yapmanıza gerek yok. Hiçbir şey yapmamak da yeterli.

Çok fazla gerçeğe gölge eden kapılar, kurumlar ve içlerindeki kimi insanlar tarafından ne yapıldığını ve kimin yaptığını bulandırmak için kullanılır. Olayların muğlak kalmasının ardında incelikli bir yatırım vardır. Bu muğlaklık yüzeyde kalır. İşyerindeki taciz olayları ortaya çıktığında, insanların bunun “herkesin bildiği bir sır” olduğunu söylemesi yaygın bir durumdur. Soraya Chemaly’nin de belirttiği gibi, Epstein’ın kadınlara ve kız çocuklarına yönelik cinsel istismarı “herkesin bildiği bir sır”dı, bu da “insanların olanlara göz yumduğu ve yüzlerce kızı bu şekilde feda ettikleri anlamına geliyor.” Herkesin bildiği sırlar, insanların resmen açıklamak zorunda kalmaksızın tuttukları bilgilerdir. Bazı insanlar, istismarı neredeyse kendilerinden bile gizlemeye, istismarın tüm boyutlarını öğrenmemeye gayret göstererek, fazlasını görmemek ya da görmekten kaçınmak için gözlerini kapatarak failleri korumayı başarır. Kimi insanlar, tam da bu yüzden, faillerle ilgili ortaya çıkan gerçekler karşısında şok yaşarken, aslında bu suçluları ortaya çıkaran kültürün bir parçası olarak yaşamaya devam ediyor.

* Bu yazının orijinali 18 Mart 2026’da feministkilljoys sitesinde yayınlanmıştır.

** Bu yazıda geçen tüm isimler anonimleştirilmiştir.

Çeviri: Zeynep Demirkol

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.