Hatırlama Defteri, toplumsal algıların, cinsiyet rollerinin ve beden politikalarının kesişim noktalarında oluşan hatırladıklarımızdan yola çıkarak, çoğunlukla görünmez olanı görünür kılmaya ve sanat üretimleriyle sorgulayarak bir direniş dili oluşturmaya çalışıyor.

Kadınlar hatırlar, kelimeleri yükselir, yükselir, yükselir…
Birlikte hatırladıklarında sesleri çoğalır, yankı odalarından göğe doğru yayılır, şimşekler çakar ve yıldırımlar düşer üzerinize.
Hatırlamak sadece geçmişin anılarının nostaljik bir birikimi değil iktidar biçimlerinin eleştirisi için bir alan olduğunda hatıra defterlerine yazılanlar bir hatırlama defterine dönüşür. Hatırlama, yaşamımızın tüm alanlarına sinmiş, evlerimizin içlerine kadar girmiş iktidarlara karşı direnişin olduğu kadar kadınların kendi hikâyesini anlatma ve eril sistemin güç ilişkilerini açığa çıkarma çabasının da ifadesi haline gelir. Egemen toplumsal cinsiyete göre belirlenmiş görünmez toplumsal ilişkileri deşifre etmek ve anlaşılmasını sağlamak için deneyimlerin paylaşılması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı yürütülen mücadelenin önemli bir parçası olur.
Kadınların kendi hikayelerini ve deneyimlerini paylaşmalarına olanak sağlayan feminist bellek araştırmaları da Hatırlama Defteri’nin* temel taşıdır. En temel haliyle cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirme hareketi[1] olarak tanımlanan ve çok değil 60’lı yıllarda kavram olarak ortaya çıkan feminizm ve feminizmlerin hafızamızda yarattığı kırılma noktaları, kadın+ların hayatında önemli kazanımlar sağlamıştır. Bu kazanımların belki de en güçlüsü kadınların, kadınlarla paylaştıkları deneyimlerin tartışılmaz bir kolektif duyguyu ortaklaştırmasıdır.
Feminizmin ortaya çıkardığı kırılma noktaları bedenin toplumsal, kültürel ve politik bağlamlarını ve bedenlerimiz üzerindeki tahakkümü sorgulamak için sayısız kapıyı aralamıştır. Tek yapmamız gereken aralanan bu kapılardan içeriye girmek ve kapıyı ardına kadar açmak için eşitsizlik karşıtı mücadeleye her alanda katkıda bulunmaktır.
Kadın sanatçılar olarak bizler de bu mücadeleye destek vermek için aralanan bu kapıdan 40 kadın+ ile birlikte içeriye girdik. Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve yurt dışından görüşmelere katılan kadınlarla birebir yaptığımız görüşmelerde en mahrem alanlarımızdan, bizi en acıtan durumlara, en güçlü olduğumuz yanlarımızdan, en zayıf yanlarımıza kadar konuştuk. Kız çocukluğundan kadınlığa uzanan bir şimdiye kadar karşılaştığımız eşitsizlikleri birbirimizle paylaşarak geldik. Hatırladık. Hasır altı ettiklerimizi, artık unutmak istediklerimizi, geçmişi, bugünü ve geleceği birlikte konuştuk. Paylaştıkça güçlendik. Çoğu zaman yaşadıklarımızdaki benzerliğin ötesindeki bir aynılığa şaşırdık. Bazen güldük, bazen hüzünlendik. Sesimiz de titredi sık sık, arada öfkelendik. Yaşadıklarımızın benliğimizde oluşturduğu yaralarda ortaklaştık. Çatlaklardan birbirimize sızdık.
Cinsiyetli bir bedene sahip olduğumuzu oğlan çocuklarıyla aramızdaki eşitsizliği fark etmeye başladığımız kız çocukluğu zamanlarından, kadın olmaya uzanan bir geçmişi hatırlamaya başladığımızda şimdiyi yeniden inşa ettik. Oğlan çocuklarının oyunlarını oynadığımız ve bir erkek gibi davranarak erkeklerin ayrıcalıklı konumundan yararlanmaya çalıştığımız, “erkek gibi kız” söylemini “övgü” olarak kabul ettiğimiz yıllara uzandık. Bize biçilen rolleri içselleştirdiğimiz, bebeklere elbise diktiğimiz, bedenimiz üzerinden yapılan ikazlarla yaralandığımız bir geçmişe gittik. Bedenimizi sardık, sarmaladık, kendimizi sevdik.
Aileyi; anneyi, babayı, abiyi, erkek kardeşi, babaanneyi, anneanneyi, dedeyi, sevgiliyi, eşi ve erkek arkadaşları konuştuk. Evlendiğimiz ama doğurmadığımız için, doğurduğumuz ama boşandığımız için nasıl yargılandığımızı, yalnızlaştırıldığımızı birbirimize anlattık. Regl olduğumuzda yediğimiz bir tokattan, hamilelik dönemimizde yaşadıklarımıza, doğum deneyimlerimize; meslek hayatımızda ciddiye alınmak için yüz ifadelerimizin nasıl sertleştiğinden, içinde bulunduğumuz cinsiyetçi kurumlara, iyi hissettiğimiz mekanlardan, bulunmaktan rahatsızlık duyduğumuz ortamlara kadar paylaştık.
Utandırılan ve ayıplanan bir kız çocuğu olarak yetiştirilmenin yetişkinlikteki zorluklarını yeniden fark ettik. Utandığımız için ailemize bile anlatamadığımız çocukluk tacizlerini, öldürme teşebbüsüne varan erkek arkadaş şiddetini göğsümüzün ortasına sıkıştırdık, öfkemizi kabarttık.
Gözetlenen olarak kendimizi nasıl denetlediğimizi ve bunu nasıl içselleştirdiğimizi birbirimize anlattık. Dışardan nasıl göründüğümüzü sürekli kontrol etmenin üzerimizdeki ağırlığını tekrar hissettik. Bize dayatılan güzellik normlarının dışına çıktığımızda saçımızdan, kıyafetimize kadar nasıl eleştirildiğimize kızdık. Güzel, tatlı ve münasip kadın stereotipinden uzaklaşmak ve kendimiz olmak için nasıl saçlarımızı kısa kestirdiğimizi birbirimize anlattık.
Cinsiyet kimliklerinden, kadın olmanın ne demek olduğuna baktık, kadınlık hallerimizi düşündük. Toplumsal uzlaşı haline gelmiş algıları sorguladık. Arada iç sesimizi duyduk tekrar. İçimizde bizimle sürekli konuşan, bizi uyaran sesi susturduk. İkazlarla boğuşan benliğimizi yeniden bulmaya çalıştık. Hatırladık.
Hatırlama Defteri, K2 Güncel Sanat Merkezi’nde 2019 yılında açılan “Git Üstüne Bir Şey Giy” isimli solo sergimin kolektif bir bölümünü oluşturuyor ve bu bölümde sanatçı arkadaşlarımın ürettikleri otoportrelere kendi hafıza kayıtları eşlik ediyordu. En büyük isteğim ise bu bölümün daha geniş kesimden kadınları kapsayan görüşmelerle bir feminist bellek araştırmasına ve merkezine bu hafıza kayıtlarını alan bir sanat projesine dönüşmesi ve bir kitabının ise mutlaka olması gerektiğiydi. Çünkü çocukluktan itibaren patriyarkal sisteme boyun eğmeleri öğretilen kadın+ların yaşadıklarının aynılığını tekrar tekrar altını çizerek yinelemenin, hiç bıkmadan, usanmadan var olduğumuz her alanda anlatmanın kadınların kendilerini yalnız hissetmemelerini sağlayarak dönüştürücü olacağına, dayanışmayı güçlendireceğine ve geleceğe aktarılacak bilginin ise genç kuşaklar için anlamlı olacağına inancım tamdı. Altı yıldır rafta bekleyen Hatırlama Defteri, görüşmeleri yapan, araştırma sürecine kendisini de katan sanatçı arkadaşlarım Jenny Berntsson, Seçil Yaylalı, Selin Atik, Sezgi Abalı ve Şerife Aslan’ın üretimleri ve yüz yüze yaptığımız elli saate yakın görüşmenin deşifrelerini yapan kız kardeşim Elif Yıldırım’ın katkılarıyla altı aylık yoğun bir çalışma sonunda ortaya çıktı.
Büyük bir kısmı Türkiye’nin 15 şehirden ve bir kısmı ise İsveç’ten yaşları 25-55 yaş aralığında olan 20 farklı meslek grubundan kadınla görüştük. Kadınların tüm samimiyet ve içtenlikle bizimle paylaştığı hafıza kayıtlarından alıntıları çocukluktan yetişkinliğe doğru ilerleyen bir düzlem içinde bu kitapta bir araya getiriyoruz. Kitabın giriş bölümünde Ezgi Bakçay’ın “Hafıza Sonrası ve Cinsiyetli Bellek” yazısı ile Nazlı Pektaş’ın projenin sergisi üzerine yazdığı “İkaz siyasetine ikaz: Dili sök, metaforu dağıt” yorum yazısı yer alıyor. Kitap “Hatırlıyoruz” bölümünde kadınların sözleriyle yükseliyor. Bu bölümdeki metinlere ise ürettiğimiz işlerden görseller eşlik ediyor.
Kadınların hatırladıklarından yola çıkarak, sorguladığımız konularla ilgili ürettiğimiz işlerimizi ise 2025 yılının Eylül ve Ekim aylarında Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanı’nda Bergama’da sergiledik. Projenin kamusal programında ise Jenny Berntsson ve Seçil Yaylalı’nın Sözel Bireyin Ötesi, Şehlem Kaçar’ın Benim Katmanlarım: Hafızaya Bir Yolculuk, Kadın Savunması Ağı’nın Feminist Öz Savunma atölyeleriyle proje zenginleşti. Sergi 2026 yılının ocak ayında Bayetav Sanat’a, Mart 2026’da ise Eskişehir’de Eldem Sanat Alanı’na taşınacak, sonraki aylarda ise daha fazla sanatçı kadının üretimleriyle de genişleyerek İstanbul izleyicisiyle buluşuyor olacak.
Hatırlama Defteri, toplumsal algıların, cinsiyet rollerinin ve beden politikalarının kesişim noktalarında oluşan hatırladıklarımızdan yola çıkarak, çoğunlukla görünmez olanı görünür kılmaya ve sanat üretimleriyle sorgulayarak bir direniş dili oluşturmaya çalışıyor. Kadınların toplumsal hayatta karşılaştıkları ayrımcılık ve baskıya karşı dayanışma alanı açmaya niyetleniyor. Her şey -olması gerektiği- gibi görünenleri bozuyor, günlük hayatımızın her anına sinen cinsiyetçiliği görünür kılmaya çalışıyor. Hatırladıklarımızı ortak eylemin temelini oluşturan bir araç haline getiriyor ve bunu yaparken kadınların her türlü ayrımcılığa karşı mücadelelerini sürdürebilmeleri için seslerini birlikte yükseltmelerini sağlayan feminist düşüncenin kız kardeşlik[2] dayanışmasına sarılıyor ve hatırlıyor, hatırlatıyor…
Hatırlamak politiktir.
* Hatırlama Defteri / Notebook of Recall: https://www.instagram.com/notebookofrecall/
[1] Hooks, Bell. (2002) Feminizm Herkes İçindir, Tutkulu Politika, Sy 13, Bgst Yayınları. Feminist Politika/Direniş Noktamız bölümünden: “Basitçe ifade etmek gerekirse feminizm cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirmeyi amaçlayan bir harekettir. Bu, on yıl kadar önce Feminist Theory: From Margin to Center’da [Feminist Teori: Çeperden Merkeze] önerdiğim bir tanım. O zaman bu tanımın ileride herkesin kullanacağı, yaygın bir tanım olacağını umuyordum. Hoşuma gitmişti, çünkü erkeklerin düşman olduğunu ima etmeyen bir tanımdı. Sorunun adını “cinsiyetçilik” olarak koyuyor ve bu yolla dosdoğru meselenin özüne iniyordu. Bu tanım, sorunun pratikte, cinsiyetçi düşünce ve eylemin tüm biçimlerinde yattığına, cinsiyetçilik yapan kişinin kadın, erkek, çocuk ya da yetişkin olmasının bir şey değiştirmediğine işaret eder. Sistemi baştan sona etkileyen kurumsallaşmış cinsiyetçiliğe dair bir kavrayış içerecek kadar da kapsamlıdır. Ucu açık bir tanımdır. İnsanın önce cinsiyetçiliği anlayabilmesi gerektiğini ortaya koyar.”
[2] 1960’ların ikinci yarısında, feminizmin ikinci dalgası sırasında ortaya çıkan “kız kardeşlik”; farklı yaşam tarzları, siyasi ve sosyal kültürleri ve farklı dünya algıları olan kadınların birbirlerini tanıması ve ortak mücadele politikalarının zeminini, bütün kadınların ortak bir ezilmişliğe maruz kaldıklarını ve dolayısıyla çıkarlarının da ortak olduğunu ima eden bir kavramdır.








