Depremden bu yana, dünyanın dört bir yanındaki medya kuruluşları Afganistanlı kadınların maruz kaldığı korkunç adaletsizliği haber yaptı. Kadınlar ve erkekler arasında teması yasaklayan katı “ahlaki” kurallar, tamamı erkeklerden oluşan kurtarma ekiplerinin onlara ulaşmasını engelledi. Sonuç olarak, çoğu enkaz altında kaldı.

Laura Clavijo Villagrasa
Çeviren: Müge Yetener
31 Ağustos’ta Afganistan’da meydana gelen yıkıcı deprem, Afgan kadın ve kız çocuklarının içinde bulunduğu savunmasız durumu eşi benzeri görülmemiş bir çıplaklıkla gözler önüne serdi. Taliban yasaları, kadınlar ve erkekler arasında temasın yasak olması nedeniyle kurtarılmalarını veya tedavi edilmelerini engelliyor. Dahası, Afgan hükümeti tarafından getirilen hareket kısıtlamaları, hastanelere ve yardım merkezlerine tek başlarına seyahat etmelerini zorlaştırıyor ve onları her zaman kendilerine eşlik edemeyen erkek akrabalarına bağımlı hale getiriyor. Hastaneye veya sağlık merkezine ulaşsalar bile, kadın personel yetersizliği ve Taliban düzenlemeleri nedeniyle erkek doktorlar tarafından tedavi edilmeleri engellendiği için, tıbbi ve acil bakımın gecikmesine ve yalnızca sağlıklarının değil, hayatlarının da riske girmesine neden oluyor.
Tüm bunlar, yetersiz altyapı, kıt kaynaklar ve uluslararası yardıma aşırı bağımlılıkla zayıflamış bir sağlık sistemi bağlamında gerçekleşiyor. Afganistan’daki Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) İletişim Müdürü Alexander Marcou’ya göre, ABD’nin dış yardımlara sağladığı insani yardım fonunu kesmesinden bu yana, yaklaşık 400 sağlık merkezi faaliyetlerini askıya aldı veya kapılarını kapattı. Bu durum, üç milyondan fazla insanın sağlık hizmetlerine erişimini olumsuz etkiliyor.
Afganistan’da sağlık hizmeti
Marcou, ülkedeki sağlık ortamının son derece karmaşık olduğunu belirtiyor. “Ülkenin birçok ilinde çok az sağlık merkezi olduğu için sağlık sistemi neredeyse çökmüş durumda. Birçok yerde, desteklediğimiz hastaneler, hastaneye yatması gereken nüfus için tek kaynak. 2020’den bu yana, pediatrik acil vakalarda endişe verici bir artış gözlemledik: o yıl 53.000 olan vaka sayısı 2024’te 122.000’e çıktı, yani sadece dört yılda iki katından fazla arttı,” diyor El Médico Interactivo’ya.
“Durum eyaletten eyalete değişiyor. Bazılarında ekonomik kriz daha şiddetli ve sağlık hizmetlerine erişim son derece sınırlıyken, Kabil ve Herat gibi şehirlerde koşullar biraz daha iyi. Ancak ülkenin içinde bulunduğu derin ekonomik kriz, halkın seyahat, tıbbi tedavi ve hatta ilaç masraflarını karşılamasını zorlaştırıyor. Sağlık merkezlerine, tıbbi bakıma erişmek için kat etmeleri gereken uzun mesafeler, kaynak eksikliği veya bir sağlık merkezine gitmeleri gerektiğini zamanında fark etmelerini sağlayacak sağlık bilgilerinin eksikliği nedeniyle sık sık kritik durumda gelen hastalar görüyoruz,” diye ekliyor Marcou.
Afgan kadınları tıp okuyamaz
Birleşmiş Milletler (BM) Kadın Birimi’nin “Afganistan Cinsiyet Endeksi 2024” araştırmasına göre, Afganistanlı genç kadınların yüzde 78’i eğitim, istihdam veya mesleki eğitim almıyor. Taliban’ın 2021’de kontrolü ele geçirmesinden kısa bir süre sonra, 12 yaş üstü kızların okula gitme hakları ertelendi. Bu arada, kadınların yükseköğretime erişimi engellendi.
MSF, Afganistanlı kadınların tıp enstitülerinde eğitim görmesine getirilen yasağın ülkedeki kadın sağlığı üzerinde uzun vadeli sonuçları olacağını belirtiyor. MSF, “Ülkedeki kadın sağlık çalışanlarının yetersizliği, özellikle hastane koğuşlarında kadın ve erkeklerin ayrı tutulması göz önüne alındığında, Afganistan’da tıbbi bakımın erişilebilirliğini zaten olumsuz etkiliyor. Bu kısıtlamalar, kaliteli tıbbi bakıma erişimi daha da zorlaştırıyor ve gelecekte bu hizmetlerin erişilebilirliği açısından ciddi riskler oluşturacak,” diye uyarıyor.
MSF’in Afganistan temsilcisi Mickael Le Paih, “Eğitimli kadın sağlık uzmanları olmadan sağlık sistemi olmaz,” diyor. “Hiçbir kız çocuğu ortaokula, hiçbir kadın üniversiteye veya tıp fakültesine gidemiyorsa, geleceğin sağlık uzmanları nereden gelecek ve Afganistanlı kadınların en savunmasız olduğu dönemde onlara kim bakacak?” diye soruyor.
Sadece sınırlı sayıda kadın doktorun çalışmasına izin veriliyor
Ev dışında istihdam yasağı, kadınların sağlık, eğitim, medya, hükümet ve insani yardım kuruluşları gibi önemli alanlarda mesleklerini icra etmelerini engelliyor. Sağlık veya ilköğretim gibi çok az sayıda sektörde, sınırlı sayıda kadın profesyonele izin veriliyor, ancak kısıtlamalar uygulanıyor.
Örneğin, Kabil’deki bazı hastanelerde ve bazı büyük şehirlerde, kadınlara ve kız çocuklarına bakmak üzere yalnızca sınırlı sayıda kadın doktor, hemşire ve ebenin çalışmasına izin veriliyor; ancak bunların yerini erkekler alamıyor. Ayrıca, erkek meslektaşlarıyla etkileşim kurmaları da yasak; bu da tıbbi koordinasyonu aksatıyor ve bakım kalitesini düşürüyor. Kırsal kesimlerde çok az kadın doktor bulunuyor ve hastalarıyla aynı hareket kısıtlamalarına tabi tutuluyorlar; genellikle baba, eş veya erkek kardeş olan bir mahrem eşliğinde bulunmaları gerekiyor.
Sağlık açısından bu düzenleme, kaçınılabilir riskler yaratıyor. Tek başlarına seyahat etmeleri durumunda, polis kontrol noktalarında gözaltına alınabilir veya bekletilebilirler; bu da tıbbi randevularına gitmelerini engelleyebilir. Çocukları, yaşlıları bulunduğunda veya refakatçiye ihtiyaç duyduklarında durum daha da karmaşıklaşıyor. İlaç alımı bile bir velinin varlığına bağlı. Düzenleme ayrıca acil durumlar, doğal afetler veya silahlı çatışmalar durumunda tahliye ve korumayı da kısıtlıyor. Veli vefat ederse, korumasız kalıyor, hastalığa, şiddete ve terk edilmeye maruz kalıyorlar.
Sağlık hizmetlerini kullanmanın önündeki engeller
BMC Public Health dergisinde yayınlanan bir araştırma, Afganistanlı kadınların sağlık hizmetlerine erişimde karşılaştıkları engelleri ortaya koyuyor. Bunlar arasında aile onayı, erkek bir aile üyesinin refakatinde olma zorunluluğu, kırsal kesimde yaşama ve ekonomik zorluklar yer alıyor. Araştırmaya göre, eğitim, kadınların güçlendirilmesi ve sosyoekonomik durumlar da yeterli sağlık hizmetlerine erişim zorluklarıyla bağlantılı.
Çalışmaya göre, dezavantajlı durumda bırakılmış gruplardaki kadınlar daha büyük zorluklarla karşı karşıya. Yüksek öğrenim görmüş kadınların yalnızca yüzde 55’i bir engelle karşı karşıya kalırken, eğitimsiz kadınların yüzde 91’i bir engelle karşı karşıya kalıyor. Benzer şekilde, karar alma yetkisine sahip kadınların yüzde 87’si engellerle karşı karşıya kalırken, bu yetkiye sahip olmayanların yüzde 91’i engellerle karşı karşıya kalıyor. Toprak sahibi kadınların yalnızca yüzde 9’u sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşamazken, toprak sahibi olmayan kadınların yüzde 12’si sorun yaşamadı.
Marcou’nun ifadesiyle: “Bazı ailelerde ve bölgelerde kadınların mali özerkliği çok sınırlıdır ve sağlık hizmetine ne zaman ve nerede başvuracaklarına bağımsız olarak karar veremezler.”
Afganistan’da anne sağlığı krizi
Afganistan’da tıbbi bakıma erişim sınırlı ve uzman bakımı için durum daha da kötü. Erkek doktorlar doğum veya jinekolojik muayene hizmeti veremezken, bu uzmanlık alanlarındaki kadın uzman sayısının azlığı doğum öncesi bakım ve güvenli doğum olanaklarını azaltıyor. Düşük yapan veya kürtaj yaptıran birçok kadın zamanında bakım alamıyor, doğum kontrol yöntemlerine, cinsel sağlık eğitimine ve aile planlaması hizmetlerine erişimin yetersizliği nedeniyle plansız gebelikler artıyor.
Bu durum, ülkedeki anne sağlığı krizini daha da kötüleştiriyor. BM Kadın Birimi’ne göre, anne ölümlerinin 2026 yılına kadar yüzde 50’den fazla artması bekleniyor. Ayrıca, Afganistanlı kadınların “daha kısa” ve “daha sağlıksız” hayatlar yaşadığına da dikkat çekiliyor.
Ayrıca, kadın sağlık çalışanlarının eksikliği çocukluk çağı aşılama programlarının kapasitesini sınırlıyor ve diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı ve solunum yolu hastalıkları gibi kronik hastalıkların tedavisini aksatıyor. Bu da birçok kadın ve çocuğu hayatta kalmak ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek için ihtiyaç duydukları temel sağlık hizmetlerinden mahrum bırakıyor.
Son bilgilere göre, yeterli tıbbi bakımın olmaması ve kadın sağlık çalışanı eksikliği nedeniyle yaklaşık 12.000 hamile kadın depremden dolayı aşırı risk altında. Bu felaket, yalnızca Asya’da değil, tüm dünyada en yüksek anne ve bebek ölüm oranlarına sahip olan bu ülkedeki anne sağlığı krizini daha da kötüleştirdi.
Depremden sonra Afganistanlı kadınlara kimse yardım etmedi
Depremden bu yana, dünyanın dört bir yanındaki medya kuruluşları Afganistanlı kadınların maruz kaldığı korkunç adaletsizliği haber yaptı. Kadınlar ve erkekler arasında teması yasaklayan katı “ahlaki” kurallar, tamamı erkeklerden oluşan kurtarma ekiplerinin onlara ulaşmasını engelledi. Sonuç olarak, çoğu enkaz altında kaldı.
Ayrıca, kadın insani yardım çalışanlarının yardım sağlaması yasaklandı. BM, Taliban’ın kadın gönüllülere uyguladığı kısıtlamaların sıkılaştırılmasını kınadı. Bu arada, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yetkilileri, kadınların ve kız çocuklarının acil ihtiyaçlarına yanıt verebilmeleri ve serbestçe hareket edebilmeleri için bu hareketlilik kısıtlamalarını kaldırmaya çağırdı.
DSÖ, bölgedeki sağlık personelinin yalnızca yüzde 10’unun kadın olduğunu ve bunların büyük çoğunluğunun ciddi yaralanmaları tedavi etmek üzere eğitilmiş doktorlar değil, hemşireler ve ebelerden oluştuğunu tahmin ediyor. Dahası, hastanelerde kalan az sayıdaki profesyonel, hayatta kalanların sayısıyla başa çıkamıyor. DSÖ’nün son raporlarından biri, depremzedelerin çoğunluğunun kadınlar ve kız çocuklarından oluştuğunu doğruluyor, ancak hastanelere ulaşmayı başaran yaralıların yalnızca yüzde 42’si kadınken, yüzde 58’i erkek.
BM ve DSÖ’ne göre depremde şu ana kadar ölü sayısı 2.200’ü aşarken, bunların yarısını çocuklar oluşturuyor. Yaralı sayısı ise 3.600’ü geçiyor.
Depremden sonra mülteciler ve geri dönenler
Afganistanlı mülteciler ve geri dönenler de en çok etkilenenler arasında. Birçoğu, İran ve Pakistan gibi komşu ülkelerden sınır dışı edildikten sonra yakın zamanda döndü. Deprem ve zorlu kış koşullarının bir araya gelmesi, bu insanları son derece savunmasız hale getirerek hastalıklara daha fazla maruz kalmalarına ve tıbbi ve insani yardıma erişimlerinin engellenmesine neden oluyor.
DSÖ’ne göre, etkilenen bölgelerde akut sulu ishal, dang humması, kızamık ve sıtma vakaları bildiriliyor. Ayrıca, toplumun yüzde 90’ından fazlası için hijyen ürünlerine yeterli erişim sağlanamıyor ve bu durum kolera salgınları riskini artırıyor.
Ruh sağlığı krizi
DSÖ, son günlerde Afganistan’da “ikinci bir yara” konusunda uyarıda bulundu: Her şeyini kaybetmiş, keder, kaygı ve geleceğe dair belirsizlikle karşı karşıya kalmış aileleri etkileyen bir ruh sağlığı krizi. Bu acı özellikle kadınlar ve çocuklar arasında şiddetli. Uykusuzluk, üzüntü ve akut stresten muzdaripler ve ruh sağlığı uzmanlarının eksikliği yeterli bakımı zorlaştırıyor.
BM Kadın Birimi’nin depremden önce hazırladığı rapora göre, katılımcıların yüzde 68’i “kötü” veya “çok kötü” ruh sağlığına sahip olduğunu belirtirken, en az yüzde 8’i intihar girişiminde bulunan başka bir kadını veya kız çocuğunu şahsen tanıdığını söyledi.
Afganistanlı kadınların ruh sağlığı, karşılaştıkları kısıtlamalardan etkileniyor: çalışamama, hareket edememe veya özgürce giyinememe, spor yapamama, zorla evlendirilme ve cinsiyete dayalı şiddet. Dahası, toplum içinde görülemiyorlar, medyada yer alamıyorlar, fikirlerini ifade edemiyorlar ve hatta güzellik salonlarına bile gidemiyorlar. Tüm bunlar, çatışmaların, doğal afetlerin ve insani krizin etkileriyle birleşince ruh sağlıkları üzerinde olumsuz bir etki yaratıyor. Uzmanlar, ani etkinin ötesinde, sonuçların birkaç nesil boyunca devam edebileceği ve tüm toplum için uzun vadeli sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarıyor.
Gelecek, stratejik bir hamle
Afganistan’da değişimin gerçekleşmesi için çok katmanlı bir yaklaşıma ihtiyaç var: Taliban rejimine siyasi baskı, kadın personelle insani müdahale, kadın sağlık çalışanlarının eğitimi ve öğretimi ve toplum içinde güçlendirilmesi. Bu unsurların her biri, daha adil ve güvenli bir geleceğe doğru ilerlemenin kilit unsurlarıdır.
Tıpkı satrançta olduğu gibi, veziri korumak (kadınları ve kız çocuklarını), sağlıklarını ve hayatlarını doğrudan tehditlerden korumak, uzun, özgür ve sağlıklı bir yaşam sürebilmeleri için haklarını savunmak anlamına gelir. Vezir düşerse, tahtadaki diğer birçok taş riske girer ve oyun yenilgiye doğru evrilir. Dolayısıyla, veziri korumak, yalnızca hayatta kalmasını ve direncini sağlamak değil, aynı zamanda tüm Afganistan toplumunun refahını ve geleceğini de güvence altına alan stratejik bir hamle demektir.
* Bu yazının orijinali 26.9.2025 tarihinde El Médico Interactivo sitesinde yayınlandı.








