Aramızdaki eşitsizlikleri kaldırmadan eşit bir dünya için mücadele edemeyiz

Cathie Pilkington

19-25 Haziran 2017’de 25.si düzenlenen İstanbul Onur Haftası 25 Haziran’daki Onur Yürüyüşü ile son bulacak. Her yıl bizleri varlığımız, mücadelemiz, ilişkilerimiz, yaşamımız üzerine düşündürecek, verili olanı, kodlarımızı farklı açılardan sorgulamamızı sağlayan temalar belirleyen İstanbul Onur Haftası’nın bu yılki teması: “Aramızda ne var?” Ara ve uzaklık kavramlarını sorgulatan, “Ara sadece ayırır mı iki şeyi?” diyen tema, aramızdaki mesafelerin yanında, umutsuz gibi görünen şeylere rağmen inatla tutunduğumuz aşklarımızı, arzularımızı, bizleri suçlayan ikiyüzlü ahlak anlayışına karşı birbirimize sahip çıkan cesaretimizi, kahkahalarımızı, yürüyüşlere yapılan saldırı çağrılarına, devletin yasaklarına, cinsiyetçi, eril hukuka ve politikalara karşı Taksim sokaklarını renklendiren mücadelemizi, dayanışmamızı, neşemizi hatırlayalım diyor. Bir arada durmanın her zamankinden daha hayati olduğu bir dönemde birbirimize tutunmayı öneriyor muhteşem etkinlikler, söyleşilerle.

Korkunç cinayetlere, tecavüzlere, çocuk tacizi haberlerine, katliamlara tanıklık ediyoruz. Yaşananlarla ilgili sorumlulukları olanlar tarafından gerçek bir mücadele yürütülmüyor oluşu bir yana, aynı korkunçlukta söylemlere, saldırılara, mahkeme kararlarına maruz kalıyoruz. Akıl sağlığımızı koruyabilmek bile ciddi bir irade gerektiriyor yaşadıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz, okuduklarımız karşısında.

Kadınlar, çocuklar, LGBTİ’ler hem tacize, tecavüze uğruyor hem bunları ispat edebilmek için mahkemelerde mücadele ediyor. Karısına şiddet uygulayan bir erkek dayak atarken sert vurduğu için eli şiştiğinden dolayı mahkeme tarafından zarar görmüş kabul ediliyor ve kadın kocasının elinin şişmesine neden olmaktan ceza alıyor. Bir kadın İstanbul Sarıyer’de kendisine tecavüz etmek isteyenlerden birinin yaralanmasına neden olduğu için iki yıldan beş yıla kadar hapis istemiyle yargılanabiliyor. Aynı mahkemeler “Bağırmamışsın bile, etkin bir direniş göstermemişsin.” gibi sözlerle kadınların yaşadığı tecavüz davalarında tecavüzcü erkekleri aklamaya çalışıyor. Erkekler için hâkimin karşısına kravatla çıkmak bile iyi hal indirimi gerekçesi oysa…

“Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz!”

Ensar Vakfı’yla bağlantılı, resmi olarak kayıtları bile olmayan yurtlarda kalan öğrencilerin tacize uğradığı haberlerini okuyoruz. Çocukların değil vakfın itibarının korunmaya çalışıldığı cümleler duyuyoruz. Çocukların acısını görmeyen bu kelimeler nasıl böyle yan yana gelebiliyor?

Ülkemin cumhurbaşkanı Ensar Vakfı’nın genel kurulunda konuşma yapıyor: “Anne, baba şefkati ile yatakhanemize girer, açılan yorganlarımızı üstümüze örtmek suretiyle şefkatlerini gösterirler, bunu unutmamız mümkün değil” diyor.

Bunu unutmamız mümkün değil!

Batman’da 14 yaşında bir çocuk fuhuşa zorlanıyor. Onlarca çocuğu daha fuhuşa zorlayan bir çete olduğu tespit ediliyor. AKP ile ilişkisi olduğu öne sürülen ‘işadamı’, esnaf, üst düzey isimlerin de aralarında bulunduğu erkeklerin birbirlerini koruduğu, rüşvetler teklif edildiği, birçok ismin kefaletle serbest bırakıldığı konuşuluyor.

“Tecavüzün kefaleti mi olur?”

“Tecavüz satın alınır mı?”

Çocuklar tecavüz sonucu hamile kalıyor. DNA testiyle çocuğun % 99 oranında tecavüzcüye ait olduğu ispat edilmesine rağmen mahkeme beraat kararı veriyor. % 99 ispat yetmiyor!

Rahatsızlanıp hastaneye götürülen bir çocuğun 33 haftalık hamile olduğu, tecavüze uğradığı ortaya çıkıyor. Tecavüze uğrayan 12 yaşındaki bir çocuk doğum yapıyor! Tecavüzcüye iyi halden ceza indirimi veriliyor! Koşarken düşse acısını saklamayan, bağırarak ağlayan, yardım isteyen bir çocuk yaşadığı tecavüzü neden anlatamaz? Nasıl taşır acısını küçücük gövdesinde? Nedir bir çocuğu susturan?

“Bir çocuğun çıkaramadığı ses olmak zorundayız!”

Vahdet yazarı Mehmet Şevket Eygi, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kadınlar için ayrı vagon öneren anketine tepki gösterenlere: “Böyle bir şeye itiraz etmek çok ayıptır, rezilliktir. Metroda kadınlar için ayrı vagon olur, tacize razı olanlar erkeklerin arasında seyahat edebilir” buyuruyor.  TV 8’de “Sahur Vakti” programında Prof. Dr. Cevat Akşit isimli ilahiyatçı, kadınların regl döneminde oruç tutma durumlarıyla ilgili soruya: “O hayızlı kadınlar da biz oruç tutmuyoruz diye sokakta bir şey yiyemezler. Dayak yerler ha bak! Dinen dayak yerler” diyor. Kadın düşmanlığı, şiddet açık açık dillendirilip teşvik ediliyor, yaygınlaştırılıyor, meşrulaştırılıyorken bir yandan da kadınların, çocukların yaşadığı şiddet biçimleriyle mücadele eden, kadınlara ve çocuklara destek sağlayan dernekler KHK’lar ile kapatılıyor. Din, aile, devlet, medya, hukuk, toplum tarafından kadınlara sürekli ayar veriliyor. Ellerinden gelse örtülü, açık demeden evlere kapatacaklar hepimizi.

“Geceleri de, sokakları da, meydanları da terk etmiyoruz!”

Ahmet Yıldız eşcinsel olduğu için babası tarafından öldürülüyor. İnsanca yaşamak isteyen, translara yapılan ayrımcılığa karşı mücadele eden, LGBTİ aktivisti trans kadın Hande Kader bir nefret cinayeti sonucu, şiddet uygulanıp tecavüz edilerek katlediliyor. Türkiye, Transgender Europe’un dünyadaki trans cinayetleri raporuna göre Avrupa’da birinci, dünyada dokuzuncu sırada. LGBTİ’lerin varlıklarını kabul ettirmek için verdikleri mücadele, hayatta kalmak için de mücadele etmek demek.

Bunlar internette hiçbir özel çaba harcamadan karşımıza çıkıveren haberlerden sadece birkaçı. Erkek egemen toplum bir kadının sokak ortasında şiddete uğramasına seyirci kalır, tecavüze uğrayan kadınla değil erkekle empati kurar, erkeğin yaptığını haklı çıkaracak nedenler uydurur, küçücük kız çocuklarının dedesi yaşındaki adamlara satılmasına, tecavüze uğramasına davullu zurnalı düğünlerle ortak olur; ama ramazanda el ele dolaşan sevgililere katlanamaz, eşcinsellere, translara, aşklarına tahammül edemez.

Devlet, aile, akrabalar, hukuk, medya, mahalle, tacizler, tecavüzler, katliamlar ve toplumun genel ahlakı!

“Genel ahlak kimin ahlakı?”

Bunca tacize, tecavüze, çocuk istismarına göz yumulmasından, sessiz kalınmasından etkilenmeyen toplum, 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşünde taşınan dövizlerdeki kadınların makbul kadınlık anlayışını sorguladıkları, cinselliklerinden bahsettikleri, arzularını ifade ettikleri, eşitlik talep ettikleri sözlerden tahrik olur. Onur Haftası etkinlikleri her yıl ‘toplumun ahlaki hassasiyetlerini’ zedelediği, ‘uygunsuz’ görüldüğü için engellenmeye çalışılır. Yürüyüşlere tehditlerle, yasaklarla saldırılır. Mersin’de bu yıl yapılan ve teması, tekçilik anlayışına karşı tüm farklılıklarımızla bir arada yaşamanın mümkün olduğunu vurgulamak için ‘mozaik’ olan Onur Yürüyüşüne İslami kökenli “Köklü Değişim” üyelerince yapılan saldırıda olduğu gibi…

LGBTİ’lerin varoluşlarından utanmayışları, ikiyüzlü ahlak anlayışını cesaretle toplumun gözüne sokması tedirgin edicidir, sarsıcıdır erkek egemen dünya için.  Şu sıralar ülkemizde de sıkça karşılaştığımız gibi, politik çıkarlarıyla ters düşenleri ‘terörist’ ilan eden iktidarlar, iktidarlarının ipliğini pazara çıkaracak, sarsıcı, güçlü unsurlar barındıran feministleri, LGBTİ’leri, makbul sınırlar içinde yapılmayan 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşlerini, Onur Haftası etkinliklerini ‘ahlaksız’ ilan etmek zorundadır. Tesis ettikleri ikiyüzlü, ezen, güce dayalı, erkek egemen iktidarlarının, düzenlerinin devamı için.

Ne yazık ki ezilenden yana politika yapma iddiasındaki solun birçok unsuru da bundan azade değildir. Hükümetin muhafazakâr politikaları, kendini muhafazakâr olarak tanımlamayanlarda da karşılık bulmaktadır.

Kadınlar ve LGBTİ’ler sadece iktidarları değil, kullandıkları dil ve eylem biçimleriyle ezilenlerin geleneksel mücadele yöntemlerini de sarsar.

Görmediğimiz ya da uzağında durduğumuz bu eşitsizlikler kapitalizmin yarattığı eşitsizliklerin de normalleşmesini sağlar. Bu hareketleri çoğunlukla yapıldığı gibi apolitik olarak yaftalamak yerine alternatif yaşam biçimleriyle ve mücadele yöntemleriyle ilgili çabalarımızı ortaklaştırmalıyız. Kapitalizmin yapı taşlarından biri olan aileyi, iktidarın cinsellik ve beden politikalarını, bunların ekonomi, siyaset ve hukukla ilişkisini, toplumsal, kültürel yaşamlarımızla olan bağını sorgulamalıyız diyen feministlere, LGBTİ’lere kulak vermek zorundayız. Her türlü ayrımcılık kapitalizmin temel besin kaynağıdır. Kendi ezme biçimleri yanında ezilenlerin ezilenlere şiddetini de meşrulaştırır, yaygınlaştırır. Tacizler, tecavüzler, LGBTİ’lere güvenceli iş olanakları sunulmayıp işsiz bırakılmaları, işten kolay çıkarılmaları, kadınların ev içindeki emeğine el konulması, ev içi emeğin görünmemesi, eşit iş görenlerin eşit ücret alamayışı, göçmen işçilerin daha düşük ücretlerle, daha güvencesiz koşullarda çalıştırılması gibi şeyler ezilenler olarak bizleri sermayenin pervasızca kullanımına sunmakta ve ortak mücadele hattı oluşturmamıza engel olmaktadır. Ayrımcılığın her biçimiyle mücadele etmek sınıf mücadelesidir de aynı zamanda. Aramızdaki eşitsizlikleri kaldırmadan eşit bir dünya için mücadele edemeyiz. Ece Ayhan’ın dediği gibi “Bi düşünün abiler!”

“Aşk örgütlenmektir!”

İktidarların bize sunduğu/dayattığı ahlak anlayışını, her türlü eşitsizliği sorgulamak zorundayız. Canlı-cansız tüm varlıklarla, hayvanlarla, doğayla, insanla ilişkilerimizi yeniden yapılandırmanın, tüm ezilenlerle eşit ilişkiler kurarak yürüttüğümüz mücadele örgütleri oluşturmanın, kendimize yakınlaşmanın, birbirimizle kucaklaşmanın yolu iktidarların oluşumuna dair temel taşları sarsacak bu ikiyüzlülük hallerinin, eşitsizliklerin sorgulanmasından geçiyor.

Aşkın, arzunun ahlaksızlık sayılmadığı, farklılıklarımızla bir arada yaşayabileceğimiz, barış içinde, eşit, özgür bir dünyayı;  faşizmin iki kişilik ilişkilerini, erkek egemen kapitalist dünyanın sunduklarını, dayattıklarını sorgulayanlar, her türlü baskıya, tehdide rağmen susmayanlar, vazgeçmeyenler, itaat etmeyenler kuracak.

Bütün bunların ışığında, unutmadığımız, unutamayacağımız acılarımız, mücadeleye kattıklarımız, kazandıklarımız, kaybettiklerimiz adına selam olsun 2017 Onur Haftası’na!

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.