Herkes bilir, bir kitabı okuduğunda çok seversin ama sonrasında ana karakteri bile hatırlayamazsın. Fakat birtakım hisler vardır o kitabı hatırlatan. İşte, ben de tam beni böyle hissettiren kitaplardan bir liste hazırlamak istedim. Bu listeyi de özellikle dönemdaşı olan erkeklerin yarısı kadar bile değer görmemiş kadın yazarların kitaplarından oluşturmayı tercih ettim. Bu listedeki kitapların çoğu, en minik detaylara sinmiş, saklanmış kadınlıklar üzerine düşünmeyi, bıkkınlık getiren erkeklik hallerini edebiyatla anlatmayı pek güzel başarmışlar. Listedeki bazı kitapları okurken o kadar içim doldu taştı ki başka kadınlar da öyle hisseder mi diye düşündüm. Bazı kitapları, bazı şarkıları dinleyerek okudum, efkarlı ama güzel şarkıları. Şarkı, kitap kombinasyonunun bünyedeki hissini koymak mümkün olsa onu da yerleştirirdim bir köşeye ama sadece kitapları ve şarkıları iliştirebiliyorum aşağıya. Herkes hislenebilsin diye..

Hanımların Dikkatine

Melamin tabaklar, pilli radyo, kalabalık Samatya sokakları, sadece hafta içleri kendilerine vakit ayırıp bir anlık nefes alabilen ev kadınları, halının püskülleri kirlenmesin diye koli bandı yapıştırılan, misafir gelince çıkarılan temiz evler, “Baban n’apardı adamı” korkutmalarıyla büyümüş genç kızlar, Türk filmlerindeki Türkan gibi aşklar yaşamak isteyen ama avucunu yalayan kadınlar, overlok makinesi etrafında ortaklaşan kadınlık hikayeleri…

Seray Şahiner’in dokuz öyküden oluşan bu kitabı aynı sokakta yaşayan kadınların evlerine yakınlaşıp uzaklaşarak kadınlığa dair en minik detaylara odaklanıyor. Kadınların aşk ilişkilerine, o ilişkileri nasıl anlattıklarına ve iç seslerine tanık oluyoruz her sayfada. “Peki öyle demesen bu gece gelir miydi?”, “Böyle yapmasam yanımda uyur muydu?” sorularına takılan, takılmayan kadınlar. Kendinde olmayanı arzulayan ama kısmetine onun kırıntıları düşen birtakım güzel kadınlar. Bazı kısımları “feminizme giriş” niteliğinde olsa da okuması pek keyifli kadınlık hikayeleri mevcut bu kitapta.

Mucizevi Mandarin 

gökyüzünde yürüyorum

yanımda bir kuş.

Aslı Erdoğan’ın 1996 yılında yayımlanan muhteşem öykü kitabı. Kitap, “bir zamanlar acı çektiğini hatırlamak için izlere ihtiyaç duyan” insanların öykülerinden oluşuyor. Karakterlerin hepsi de izlere ihtiyaç duyuyor çünkü zamanın geçip gitmesine, ellerinde hiçbir şey bırakmadan akmasına dayanamıyorlar. Özellikle de hep siyahlar giyen, zayıf, sinirli, elleri titreyen bir kadının oldukça melankolik, iç titreten, göz dolduran, kalp çarpıtan hikayesi etrafında akıp gidiyor öyküler. Okurken mest olunası satırları, oldukça değişik hissettiren bir havası var. Bir Aslı Erdoğan okunacaksa bence o, bu kitap olmalı.

Bunu okurken bunlar dinlendi: Ezginin Günlüğü, İnsan Sever Bir Kere

Fairuz, Nassam Alayna el Hawa

Barbarın Kahkahası

Bu ahval geçmeyecek.

lütfen ısrar etmeyin,

Hiç olmazsa tüylerimin

yönünde okşayın beni.

 Listedeki diğer kitaplardan farklı olarak bu kitap bir roman. Yazlık bir yerdeki Mavi Kumru Moteli’nde geçen bu polisiyede, Sema Kaygusuz küçük bir motelden tüm Türkiye’nin sınıfsal analizini göze sokmadan yapmayı başarıyor. Satırlar arasında o kadar çok sosyolojik alt başlığa değiniyor ki hem polisiye sürükleyiciliği hem de bu şahane düşünce yoğunluğu kitabı elden bıraktırmıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri, farklı kadınlıklar ve erkeklikler, toplumsal hafıza, milliyetçilik, homofobi başlıklardan sadece ilk aklıma gelenleri. Karakterlerin olayları çözmeye çalışırken dahil olduğumuz hayatları, orta sınıfın krizleri, Simin Hanım’ın sürekli not aldığı defterden taşan hikayeleri, Türk olmanın ne kadar da zor olduğunu anlatıp duran erkekler, onları dinliyormuş gibi yapan kadınlar ve daha bir çok detay…

Hanene Ay Doğacak

Kimbilir ne çok şey biliriz ama anlatamayız. Ya da anlatmayı denesek de asla anlaşılmayacağımızın bilgisi elimizi, dilimizi durdurur. İşte bu kitaptaki öyküler böyle..

Öykülerin konuları itibariyle, listemdeki en “sert” kitap olabilir. Bu sebeple de elinize alınca ilk öyküde fırlatıp atma isteği gelebilir ama direnip öykülerin içindeki akışa kendinizi kaptırmayı denerseniz ölü sevicilik ya da ensest hikayelerinin ötesini görebilirsiniz. Tahayyül edilenden farklı ilişkilenmeleri yargılayarak değil; bu kavramların, hikayelerin içinde barınan aşkları dinlemenin, farklı ilişkilenmelere bakabilmenin hissine varabilirsiniz. “Anlatılanları yaşasan, tanık olsan var olan kalıplara girmeden, yargılanmadan nasıl anlatırsın?” sorusuna “İşte böyle anlatılır” diye cevap vermiş sanki yazar. Hani lunaparktaki gondollar tam en yukarı çıktığında bir kalp sızısı, boğaz düğümlenmesi hissi gelir ya, sanırım benim için bu kitap o his.

Şarkı: Sezen Aksu – Göç

Danse Funèbre – Et Maintenant On Va Où?

Mayoz Bölünme Hikayeleri

2010 yılında kaybettiğimiz Evrim Alataş’ın bu kitabı “İnsanın insana mezalimini bulacaksınız” diye tanımladığı kısa hikayelerden oluşuyor. Yine vatanın bölünmez bütünlüğünün en az Kurtuluş Savaşı dönemindeki kadar tehdit altında olduğu günlerde, yani 1990’larda yaşanmış bahsedilen tüm hikayeler. Farklı biçimlerde devlet şiddetince sınanan insanların (hayvanlar da nasibini alıyor tabii) hikayelerinin toparladığı bu kitapta, sevgili Alataş “Biraz da gülerek bakmak gerek hayata” diye düşünmüş ki bu akıl durduran hikayeleri absürdlüklerine vurgu yapar şekilde, yüzde gülümseme kalpte burukluk bırakacak şekilde anlatmış.

Şarkı: Mihemed Şêxo – Dil Perîşanim

Alis Harikalar Diyarından Tüymüş Bulunuyor – Kadınlardan Gülümseyen Öyküler

15 kadının yazdığı öykülerden oluşan bu kitap gündelik hayattaki görülmesi, ayırt edilmesi zor çatlakların içine giriyor. Bu çatlaklardan fışkıran umuda odaklanan öyküler, ataerki karşısında, her kadının olduğu yerden nasıl stratejilerle hayatla başa çıktığına odaklanıyor. Her bir öykünün tonu birbirinden farklı ve hoş; yıllardır kocasından şiddet gören boşvermiş Seyran Hanım’dan bir tükürüğüyle dünyaları deviren “pilavcı karısı”na, tekstil atölyesinde çalışan ve dedikodu yapmaya bayılan Fidan’a kadar herkesler burada. Seray Şahiner ve Hatice Meryem’in de öykülerinin bulunduğu bu kitap vesilesiyle Türkiye’de kadın olmaktan mütevellit bir delilik anında okunup yüzde tebessüm, kalpte ferahlık hissedilebilir. Özellikle en sondaki Hatice Meryem’in öyküsünü okuyunca, keşke kadınların öyle kanatları olsa da isteği yerde, zamanda, bedende özgürce olabilse, istediği yere konabilse diye düşünüyor insan.

BONUS: Sevgi Soysal – Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu

Listedeki yazarların çoğu, içinde bulunduğumuz zamanlarda yazan, “genç edebiyatçılar” diye tanımlanan ve değerleri de pek bilinmeyen kadınlardan. Sevgi Soysal, bu ekipten farklı tabii, ama ben böyle bir “değeri yeterince bilinmemişler” listesinin belki de en başına konması gerektiğini düşündüğümden buraya bu kitabı da sıkıştırıvereyim dedim. Cezaevi anılarının derlendiği bu kitap, bence karşılaşılabilecek en güzel ve yaratıcı alaycı tona sahip. Kadınlar koğuşundaki kadınlar kimdir, ne yapar, neye güler, ağlar, hepsi detaylıca, içtenlikle yazılmış. Sanki sevgili Sevgi Soysal kulağımıza fısıldamış yaşadıklarını.

Şarkı: Rahmi Saltuk- Jandarma Biz Sosyalistiz

 

Bu Listedeki Yazarların Ortak Özelliğini Kıymetlerinin Pek Bilinmemesi yazısını da okumak ister misin?

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here