Sokaktaki sanki kendinden başka bir canlı yokmuşcasına hareket edebilen höt zöt erkeğin potansiyel çıplak şiddet biçimidir bu motosikletli hali.

Julien Pacaud, Still Life

Kendi deneyimlemese bile içine doğduğu ağır yükü omuzlarında taşıyan Türk erkeği, Türkiye’nin bunca yıllık birikiminin yanı sıra on beş yıldır katmerlenmiş bir öğrenilmişlikle, erkekliğin günümüz versiyonunu başarıyla icra etmek üzere sokaklarda, her yerde. O yükle tabii ki artık sokakta yanı başınızdan geçerken daracık kaldırımlarda kendinden başkaca hareket etmeye çalışan insanlara kendinden gelişiveren bir onurla “ben buradayım (burada olan benim)” dercesine asla yol vermeyecek, önünde durup beklediğinizde dahi çekilmeyecek, olur da bir toplu taşıma aracını bekliyorsanız omzuyla geçerek önünüzde bitecek, bacaklarını haşa toplamayacak, arabaların zaten durmadığı ışıkta geçmeye çalışan yayaların üzerine ters yöne, son hız ve gürültüyle motosikletini sürecek ve siz bunlara isyan ettiğinizde iyi ihtimalle “elit!” anlamına gelecek ağız dolusu bir şeyler hönkürecek, gerçekçi ihtimalle ise küfür edecek hatta şiddet uygulayacak.

Giriş yazmak isterken sanki yazı bitti.

Artık gelenek olmuş bir biçimde, erkekler ve kadınlar arasında sistematik bir güç ilişkisi var derken, şöyle örneklerden hep sözedegeldik örneğin: Gece karanlıkta kadınların arkasından yürümekte beis görmemek, bir toplantıda ilk ve hep söz alan olmak, flört ettiğini sanırken ısrar etmeyi kendinde hak görmek, akıl verip durmak, sürekli fikir sahibi ya da düzelten olmak, tereddüt, duraksama, başkalarına bir bakma gibi deneyimlerin ucundan hiç geçmemiş olmak. Yani taciz, tecavüz, cinayet, kaba şiddet değil sadece, her gündelik anda, harekette yaşanan bir durum anlattık; bu, bir iktidar ilişkisi. Bunu anlatırken de sokaklara, mekanlara dikkat çektik. Bugün bu örneklerin misliyle çeşitlendiği bir andayız. 2016’nın yepyeni biçimlerinden biri ise motosiklet!

Koca bir Türkiye tarihi ve üzerine bugün, AKP dönemi, savaş, şiddet, baskı, nefret, hakimiyet, biz 2016 Türkiye’sinde yaşayan kadınların karşısındaki erkek egemenliğinin nelere göre şekil aldığını bir cümlede özetleyebilir. Bu çok derinlikli bir konu elbette, ama ben bu son yıllardaki sırtını iktidara dayamış erkek varoluşunun sokakta gezen haline dair bu imgeyi kısaca anlatmak isterim.

Bri Lamkin
Bri Lamkin

Son yıllarda toplumda insanların birbirlerine yaklaşımları, farklı düşüncelere karşı tavırları ve farklı güç pozisyonlarının dışavurumu gittikçe daha radikal bir hal aldı. Sınırlar dahilinde ve ötesinde daimi kılınan bir savaş hali her türlü egemenliğin uç biçimlere bürünmesine imkan tanıdı. Yalnızca Suriye veya Türkiye içerisinde, Kürt illerinde yaşananlardan söz etmiyorum savaş hali derken, seçimlerden, 15 Temmuz’dan, OHAL’den, tasfiyelerden, ihraçlardan, şiddetin hiçbir karşılığı olmamasından, yaşamların git gide daralması ve yok edilmesinden söz ediyorum. Bu sürecin yeni süreçleri üreten sonuçları, Türkiye gibi bir ülkede sürekli ayakta bir sistem olan patriyarka açısından akıl almaz bir çıplak biçime erişti. Sadece milliyetçilerin ölü kadın bedeni teşhiri ya da bir adamın trans bir kadını yakarak öldürmesi ya da operasyon yapan polisin rujla aynaya küfür yazması değil, bunlar belki birileri için rol model, belki daha çoğu için aşırı ve yakınına yaklaşmadığı hayatlar, sonuç olarak pek de fark etmiyor, şiddet öğreniliyor, içselleştiriliyor, çeşitlendiriliyor. 2015’ten beri sarmala giren bu düzenin karşılığı, kişinin gündelik hayatta başkalarıyla kendince bir temas yaşamadığı anlarda bile ortaya çıkan, hatta taşan bir “kendine her şeyi hak gören” eda, karşısındakini dinlememeyi kendisine nerdeyse bir erdem, ülkü yapmış, yoluna çıkana “nefret ve intikam” karışımı bir vücut dili performansı, dahası da işte sonu çıplak şiddete kadar giden bir biçim oluyor. Her zaman en uçta tezahür etmeyen ama en uca varabileceği tehdidini taşıyan bir şiddet formu.

Motosiklet elbette hep vardı, daha önce de bir yaşam tarzı imgesi ve daha fazlası olageldi. Ben son yıllarda başta hizmet sektörü olmak üzere eskisinden farklı bir kullanım alanının oluşması ve İstanbul gibi şehirler için diğer taşıtlardan belki daha az zahmet verici olması sonucunda, motosikletin, kamu personeli, özel sektör ve bireysel, birçok sosyal pozisyondan kişi (çarpıcı çoğunlukla, erkeklerin) tarafından edinilmesinden söz ediyorum. Her gün, her saat, en kalabalık, işlek yerlerde, yayaların, evlerin, işyerlerinin, kaldırımların, sokaktaki masaların, trafik lambalarının çevrelerinde konuşlananları kast ediyorum. Elbette bir grubu tümden kötülemeye çalışmıyorum, bir egemenlik biçimine değiniyorum.

“Motosiklet üzerindeki erkek” bugünün Türkiye’sindeki erkek figürünün en iyi örneklerinden biri olabilir. Türkiye diye vurgulayıp duruyorum, belirtmek gerekir: İnsan sokağa ve trafiğe bakıp ülke gündemini, siyasetini görebilir, birçok başka sosyal alanda olduğu gibi; o yüzden de “motosikletli erkek” Türkiye dışındaki bir bağlamda başka türlü değerlendirilebilir. Mesela motosikletin yanı sıra bisikletin de olduğu bir ülke deneyimi farklı olur. Mesela artık 2000’lerde bir iş nasıl erkek işi olarak doğabilir diye şaşırıyor insan, ama kadın motosikletçilerin erkekler kadar olduğu bir ülke deneyimi de farklı yaşanır. 2016 biterken çoğunluk ve egemen erkek Türkiye’de dediği dediktir, sağa sola kıpırdamaz, sabittir, hep haklıdır, asla geri adım atmaz, hassas değerleri vardır, her an tahrik olabilir, nefret edebilir, bağırabilir, kavga çıkarabilir, şiddet uygulayabilir, işkence yapabilir, öldürebilir. Gözünüzün önüne getirin; motosikletli, şehir hayatlarımızda dar kaldırımda üç kişi sıkışmış yürürken kaldırıma çıkıp sizin yol vermenizi isteyendir, ışıktan dahi geçmeyi başaramazken bakmadığınız yönden gelendir, ışıkta oldu da arabalar durursa o geçmeye devam edendir, üzerine bindiği bir taşıttan ses çıkarmaktan ötürü şişinmesini bilendir, otobüsten inerken şoförün “sağınıza bakın motosiklet gelebilir” dediğidir, her yere park edebilen ama çekilmeyendir, araba geçmeyen nadir sokaklara girebilendir ve fren yapsa kendi düşeceği için sizi ezme konusunda tereddüt etmeyendir. Trafiğin, şehir hayatının bu kadar kaos olduğu bir yerde, kaos üreten yeni bir şeye nasıl müsaade edilir? Sürreel görünüyor ama değil; böylesi bir insan varoluşunun prim yaptığı bir ülkede son derece gerçek. Sokaktaki sanki kendinden başka bir canlı yokmuşcasına hareket edebilen höt zöt erkeğin potansiyel çıplak şiddet biçimidir bu motosikletli hali. Bir meşruiyettir, kendini ziyadesiyle iktidarda görür. Kendinden başkasına hareket hakkı tanımayan, kendinden menkul bir “Sokaklar, caddeler, kaldırımlar benim!” ilanıyla kendini dayatan, huzur kaçıran. Tıpkı yukarıda anlattığım yelpazedeki gibi âna ve bağlama göre farklı rahatsızlık verici biçimlere bürünür. Birlikte yaşamanın sözlü veya yazılı hiçbir kuralının kalmadığı ülkemiz onun hayatını kolaylaştırır, her şeyin gerilim ve şiddetle deneyimlendiği bu zamanda nemalanır, büyür, ürer.

Eminim ki bu karamsar ülke ve dünyada yürürken, felce uğramış hissetmez ve içimize gömülmezsek elbet üstümüze üstümüze gelen bu varoluş da ufalacak.

1 Yorum

  1. Hislerime tercüman oldu yazınız. Hergün, bu ülkede erkekleri sevmek çok zor diye düşünüyorum. Çünkü öfke öyle birikti ki sevgiye yer falan kalmadı. Hani herkesi terörist diye kolayca yaftalıyorlar ya, ben bir kere sosyal medyada minibüs şoförleri bu ülkenin gerçek teröristleridir dediğimde bir yığın hakaret yemiştim. Terörün anlamı korku salmaksa, trafikteki erkekler gündelik yaşamda bunu sürekli yapıyor zaten. Bu durumun en kötü yanı, sokakta sürekli kendinizi denetler halde, gergin şekilde yürümek zorunda kalmanızdır. Çünkü tek yönlü yolda bile ters tarafa bakarsınız motorsikletli bir şuursuz geliyor mu diye, minibüsten inerken bakarsınız, sürekli kontrol halinde yürürsünüz. Bir iki kere laf ettiğimde, durup dövecekmiş gibi hareket yaptı bazısı. Eğer bir firmaya aitse, gidip o firmaya şikayet ettiğim oldu.
    Ama pasif direnişin de güzel yöntemleri var. Kaldırımda olup hızla geçmek isteyen ve ben olduğum için duran bir motorsiklet varsa, onu yoksayıyor, adımlarımı yavaşlatıyor hatta kaldırım ortasında duruyorum. Çünkü bu benim oradaki hakkım zaten. Bir kere yaya olarak bana yeşil yanarken geçmek isteyen minibüs şoförü, ben ağır çekim yürüyünce, delirip bir yığın küfür etmişti. Ben sadece bakıp gülümsedim ve yürümemi sürdürdüm. Konuşmaya gerek yok, böyle yöntemler bulacağız…o benim huzurumu kaçırıyorsa, ben de onunkini kaçırmak için herşeyi yapacağım.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here