Milyonlarca kadına sorulmayan soruları, milyonlarca kadının veremediği cevapları düşündüm.

“Nörolojik muayenede bir şey bulamadık” deyip telaffuzunda bile zorlandığım afili latince kelimelerle devam etti konuşmaya az ötemdeki masada iki genç kadın ve iki genç erkek. Büyük olasılıkla tıp öğrencisi dördü de. Adliyenin karşısında üniversite kampüsü var. Oradan geliyor öğrenciler bu kafeye. Ben de her gidişimde ve hep erken gidiyorum, bu kafede vakit geçiriyorum duruşma saatine kadar.

“Kadının anksiyetesi geçen yıl başlamış, oğlu askere gidince” deyiverdi sarışın genç kadın. Buradan sohbetin devam etmesini beklememse tam bir hayal kırıklığı. Erkekler nargilelerini fokurdattı, kadınlar aralarında sohbete devam etti.

Anksiyete, geçen yıl, asker… Yan masadan bana doğru direksiyon kıran kelimeler zihnimde yoluna devam etti.

Arka masadaki sohbete de ister istemez kulak misafiri oldum. Yine iki genç adam ve iki genç kadın. Kahvaltı ediyorlar. Onlar da öğrenci olabilir ama bölümlerini tahmin edemedim. Erkeklerden biri yüksek sesle “Delikanlı adam pavyona gidecek, pavyondaki kadınla görüşecek” dedi kendinden emin bir sesle. Masadakiler gülüştü, itiraz eden olmadı.

Delikanlı, pavyon, kadın, görüşecek… Kelimeler çoğalmaya başladı.

Nörolojik muayenede nesi olduğu anlaşılamamış anksiyeteli kadına kimse sormuş muydu “Oğlunu savaşa göndermeye rızan var mı?” diye. “Sorsaydı cevabı ne olurdu?” diye düşündüm.

O delikanlı adamın gideceği pavyondaki kadına kimse sormuş muydu ”Sen bu adamla görüşmek istiyor musun?” diye. “Sorsaydı cevabı ne olurdu?” diye düşündüm.

Annem geldi aklıma. Kimse ona da sormamıştı okuldan alınıp eve kapatılırken. Çok çabuk gelişmişti, alımlı bir genç kadın olmuştu, ortaokul uzaktaydı, okula trenle gidip gelen bazı kızlar için çok fena dedikodular çıkmıştı, sarhoşların bile evinin önünden geçerken yürüyüşünü düzelttiği Hızır efendi buna dayanamazdı…

Her gün işe mide bulantısıyla giden o kadını düşündüm. Ustabaşına her kuytu yerde yakalandığında itiraz edemezken, evde bıraktığı beş yaşındaki kızı ocağı açmaya çalışır mı diye düşünen o kadına, kimse bir şey sormuş muydu?

Hakimin “9 Mayıs sizin için uygun mu avukat hanım?” sorusuna alışık olunandan daha yüksek bir sesle “Hayır” derken yakaladım kendimi. Ajandama bile bakmadan. Kafeden ne zaman kalktım da duruşmaya gittim, bu ara yer etmemiş hafızamda.

Bilmediğim bir şehirde duyduğum iki cümleden ne çok şey düşündüm diye düşündüm. Bunlar seni aşar diye düşündüm. Otogara mı gitsem, yoldan araba bulabilir miyim havaalanlı büyük şehre gitmek için diye düşündüm. Kendime ne çok soru sordum diye düşündüm.

Milyonlarca kadına sorulmayan soruları, milyonlarca kadının veremediği cevapları düşündüm.

Bir kere dedim ya bir kere.

Hazır fırsat varken ve sorulmuşken…

Tüm sorulmayan sorulara verilemeyen milyonlarca “Hayır” cevabı için…

İlk kez, şöyle ağız dolusu, tüm diyemediğimiz “Hayır”lar için…

Desek hep beraber ne şahane olur diye düşündüm…

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here