Eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç: Cinsel suçlar ile ilgili yeni kanun düzenlemesi hakkında:” siz verilen cezaları az mı sanıyorsunuz. Bir edepsiz adam bir cani karısını veya nişanlısını sokak ortasında döve döve öldürmüş. Kamuoyu bunun cezasız mı kaldığını zannediyor? Veya bunun cezasının az mı olduğunu düşünüyor?”

Aynı Bülent Arınç: Kadınsa o da iffetli olacak. Mahrem namahrem bilecek. Herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak”

hadim

Son birkaç yıldır devletin cinsel suçlarla en etkili biçimde mücadele ettiği iddiası ile sıklıkla karşılaşıyoruz. Hadım uygulamasının düzenlenmesi ile de devlet bu iddiasının üzerine mum dikti. “İddiaları” bir oksimoron hikayesi olarak tartışmaya değer buldum.

Devlet cinsel suçları, adaleti tesis etmekte işlevsizleştirilmiş, fonksiyonları elinden alınmış, kendi hallerine bırakılmış hukuk-yasa-mahkeme sistemine sevk ederken, gündelik hayatımız erkek politikacıların bu suçların her gün bir daha işlenmesini teşvik eden, kadınların çıkış yollarını kapatan söylemleri ve eylemleri ile geçiyor.

Devlet kendi “gerçekliğinde” yaşayadursun; cinsel suçlarda kadınlara karşı adaletsizlik düşündüğümüzden daha fazla. Mahkemelerde iz, sperm, yara, kan gibi maddi delilin varlığının şart koşulması “suça direnmenin” yazılı olmayan kriteri olurken, direnme eylemi ise ancak mahkeme başkanının uygun gördüğü kalıplarda vuku bulması halinde kadının rızasının yokluğuna karine oluyor. Bununla birlikte, kadınların inanılırlığının sorgulanması, fail erkek cezasızlık zırhına alınırken kadının giydiği, içtiği, konuştuğunun yargı masasında hakimlerin ahlaklarının keyfine bırakılması, savcılar için kadının şikayetinin etkili ceza soruşturmasını başlatan değil, failden “intikam alma amacı” ya da arkasında mutlaka “kadınsı” nedenlerin olduğundan bahisle soruşturmaya yer olmadığı kararları ve uzayıp giden nasıl “cinsel suç ispatlan(a)maz” listesi… Ceza hukukunun ünlü, mutlak iktidara karşı insan haklarının güvencesi olarak tesis edilmiş evrensel şüpheden sanık yararlanır ve masumiyet karinesi ilkelerinin cinsel suçların yargılama aşamalarında kötüye kullanılması ile erkeklerin hep masum, kadınların hep şüphe içinde karşılanması eğilimi ile karşı karşıya kalıyoruz.

En ağır ceza adaletli demek değildir

Hadım, idam ya da en ağır ceza söylemi, adalete işaret etmiyor. Aksine, görünmez elleri ile kadınların bedenlerini kontrol eden devletin, mutlak iktidar alanını genişletmesine ve işlemden sorumlu kamu örgütlenmesinin (mahkeme, savcı, adli tıp, polis) keyfi uygulamalarının onaylanmasına katkı sağlıyor. Bu yüzden devlet, sözde cinsel suçu en ağır ceza ile cezalandırmaya kalkıştığında, kendinden menkul kadın düşmanı siyasetini iyi tartmak zorundayız ve en ağır ceza kimin aklanmasına da hizmet eder sorusunu sormalıyız. Tecavüz suçu öfkeye neden olur, bazen toplumsal değerler ve ahlak sayacına göre masum, “namuslu” bir kadına karşı tecavüz suçunu işlemiş faile duyulan öfke öyle büyüktür ki, failin “penisinin kesilmesi” ile hak ettiğinin bulması arzu edilir; eski zamanlarda uygulanan cerrahi hadım zihinlerde böyle bir görsellik oluşturmuştur, hadım erkeğe verilecek en ağır cezadır. Kimyasal hadım ise erkeklik hormanlarının azaltıldığı düşüncesi üzerinden erkeğin erkeklikten çıkması, kadınsılaşması üzerinden öfkeli toplumun gözünde yine “hakettiğini buldu” adaletine denk düşer.

Oysa mesele cinsel saldırı suçunun faillerine verilen cezanın az olması olmadığı gibi, amaç da kadınlara yönelik “itaat et” siyasetinin kendini aklaması ve anlık öfkenin dindirilmesi değil. Israrımız; cezasızlığı sona erdirmek, kadınlara karşı suçların tekrarını önlemek ve toplumsal cinsiyet adaletini kurma mücadelemizde kamusal alan olan mahkemelerden, siyasetçilerin zehir zemberek dillerine varana kadar kadın düşmanı politikalara karşı müdahil olmak.

Devlette yeni trend: “Hastalık fetişi”

Serinin son halkası,“Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlardan Hükümlü Olanlara Uygulanacak Tedavi ve Diğer Yükümlülükler Hakkında Yönetmelik”, kısacası hadım düzenlemesi oldu.

Tedavi, rehabilitasyon yöntemi sadece bu yönetmeliğe has değil. Kadınlara karşı işlenen suçlarda, örneğin ev içi şiddet olaylarında da, şiddet uygulayan erkeklerin rehabilitasyonu ve tedavi edilmesi misyonu uzun süredir yürürlükte olan perspektif ve eylem biçimi. 6284 sayılı yasada şiddet uygulayanların rehabilite edilmelerine yönelik tedbirler, boşanma komisyonu raporunda, aslında şiddet uygulayanların aile danışmanlığı ile nasıl “terbiye edilebileceği”, nasıl da yeniden arzu edilen aile hayatına dönüşün mümkün olduğu, psikolojik danışmanlık ve öncelikli olarak çeşitli tedavi programlarına maddi ve insan kaynağı ayrılması uygulamadan verebileceğimiz örnekler.

Fail erkeklerin tedavi ve rehabilite edilmeleri yöntem önerisi ile faile odaklanan düşünme biçimi, her alanda ayrımcılığa uğrayan, şiddet gören, öldürülen kadınların adaletli bir yargılamanın öznesi olmasını engelliyor, kadınları görünmezleştiriyor. Oysa kadınların adalet mücadelesi, bir taraf olarak söz sahibi olmasının da tarihi aynı zamanda.

Bugüne kadar, diğer ceza düzenlemelerinde olduğu gibi cinsel suç ve cezasının devlet tarafından tek yanlı inşası devletin iktidarını daha da mutlaklaştıran bir belirleyici oldu. Tarihte ceza yasalarının ve uygulamalarının niceliğini ve niteliğini belirleyen en önemli alan iktidarın mutlaklık derecesi olarak kabul edilir. Geçmişte, devletin tek taraflı mutlak iktidarına dayanarak belirlediği ve yine kendi iktidarını güçlendirmek için kullandığı cezaların biçimi, bedene işkence çektirilmesi sureti ile uygulanması veya doğrudan ölüm şeklinde oldu. Eski Mısır’da casusların dilinin koparılması, bakire kadınlara tecavüz edenlerin penisinin kesilmesi, kocasından başka erkekle sevişen kadınların kazığa oturtulması, Asurlularda fil ayağı altında ezdirme, köpeklere parçalatma, ağza kaynar yağ akıtma…

Aynı tarih, ceza gibi, cinsel suçun tanımını da kendi mutlak iktidarı üzerinden yapageldi. İlk Hammurabi ve Asur yasalarında, tecavüzün sadece evli kadına tecavüz olarak tanımlanması gibi.

Yıllar içinde bedene işkence veya ölüm olarak uygulanan ceza sistemi, Fransa’da başlayan ıslahat ile kendini cezaevi sistemine bırakırken cinsel saldırı suçlarının tanımlanmasına ilişkin cinsiyetçi pratiğin bin yıl sonra bile çok az değişmiş olması erkek egemen bir iki yüzlülüğe, cinsel suçun ve cezasını belirlemenin erkeklerin ve devletin iktidar alanı olageldiğine işaret eder.  Örneğin, Asur yasalarında tecavüz suçunun gerçekleştiğinin kabulü için kadının kendini koruyup korumadığının incelenmesi, bin yıl sonra bugün ceza sistemimize, kadının ne kadar etkili direnip direnmediğinin eğer direnmediyse rızasının mevcut olduğu kabulü olarak yansıyor.

Ceza kavramını sorgulatan hamle: kimyasal hadım

Ceza dışında tarih boyunca, cerrahi hadım çeşitli amaçlar ile uygulandı. Osmanlı zamanında, genel olarak bazı sosyal sınıflar için öngörülmüş, özellikle sarayda haremdeki kadınlara göz kulak olmak, refakat etmek için uygulanan bir yöntem oldu. Bununla birlikte, ameliyatla hadım, en çok cezalandırma yöntemi olarak kullanıldı. Sadece cinsel suçların cezalandırılması değil, eşcinselliğin de cezalandırılması için kullanıldı. İlk hukuk yasalarına göre; “eğer bir adam arkadaşı ile yatarsa, onu suçlarlar ve kanıtlarlarsa, onunla yatacaklar da hadım edilecektir”. Toplumsal olarak istenmeyen bir grubun hadımlaştırılması sadece cezalandırma değil, cinselliğinin kontrol edilmesi ve kabul görmeyen bir grubun dışarıya itilmesinin de yöntemiydi.

Asur yasaları kadar eskiye gitmeye gerek yok, 1952 yılında İngiltere’de eşcinselliğin suç olması nedeni ile hapse girmemek için kimyasal hadıma razı olan ünlü matematik ve bilgisayasar bilimcisi Alan Turing, kimyasal hadım için aldığı ilaçların yan etkilerine maruz kalarak, hormon değişimi ve ruhsal bunalım nedeni ile intihar etti.

Bir süre sonra tıp bilimindeki gelişmeler ile antik çağ cerrahi – operasyonel hadım yerini kimyasal hadıma bıraktı. Kimyasal hadım olarak adlandırılan tıbbi müdahale, tıp biliminde, prostat ve testis kanseri gibi bazı hastalıkların tedavisinde kullanılmakta. Bir tedavi yönteminin, cinsel suç işlemiş kişilerin cezalandırılmasında ceza yöntemi olarak belirlenmesi eski hukuk yasalarındaki ceza sistemi gibi bugün de  ceza kavramını yeniden sorgulatıyor.

Kimyasal hadım cezasızlığın politikasıdır

Ve yıl 2016. Türkiye’de kimyasal hadım düzenlemesi hayata geçiyor. Yönetmelik ile Adalet Bakanlığı cinsel suçun cinsel dürtüler ile işlenmiş bir hastalık olduğunun kabulü ile cinsel suç işlemiş hükümlü hakkında, yönetmeliğe göre kurulacak bir kurul tarafından uygun görülen psikiyatrik veya farmakolojik tedavi ile ayakta veya yatarak, ilaçla veya ilaçsız olarak veya her iki usul ile cinsel dürtünün azaltılması veya denetimine yönelik tedaviler ile cinsel isteğin azalatılmasını veya yok edilmesi düzenleniyor. Yönetmeliğe göre, hükümlünün bu tedaviyi reddetmesi zor. Zira tedaviye ilişkin tedbirlere uymaması halinde bu durum, hükümlünün ceza disiplin ve değerlendirme raporuna işleniyor.

Peki tam olarak ne oluyor kimyasal hadım ile? Hormanal değişikliklere neden olan sürekli olarak uygulanması gerekli ilaç alımı ile kişilerin cinsel güdülerinin azaltımı sağlanıyor. Böylece bu kişilerin bir daha cinsel suç işlemeyeceği varsayılıyor. Çünkü devletin cinsel suçluları kontrol etme politikası, onların güdülerine hakim olamayan, hasta, ayırt etme gücü olmayan bireyler olarak kabul edilmesine dayanıyor. Ceza hukukunda suçun işlenmesinin temel koşulu kasıttır. Devlet kimyasal hadım ile faillerin “hakim olamadıkları cinsel güdüleri” azaltmaya çalışırken, faillerin bu suçları, istemeden, kastı olmaksızın, ayırtım gücü yerinde değilken işlediğinin yani kısaca cezasızlığın politikasını yapıyor. Bu politikanın döngüsü kadınlara “itaat et” siyaseti ile tamamlanıyor.

“Cinsel Şiddeti Anlamak” adlı kitabın yazarı Diana Scully, tecavüzü erkekler için düşük riskli ve yüksek ödüllü bir suç olarak tanımlıyor. Tecavüzün bilinç ve akıl dışı değil, tersine açık ve kasıtlı olduğunun altını çizerken, cinsel suçlar alanında failin tıp alanında nitelendirilmesine dair beyhude çaba da kitapta bilimsel araştırma verileri ile açıklanıyor. 1980’lerde cinsel suçların arkasında, faillerin cinsel dürtülerini kontrol edemedikleri savı  ile Amerika’da cinsel psikopatlık yasaları çıkarılmış ve uzun yıllar boyu yapılan araştırmalar ile tıbbın cinsel suçları düzenleme hukukunda etkinliği tartışılmış. Bu dönemde yapılan araştırmalardan birinde 646 tecavüz vakasının polis kayıtları incelenmiş ve %71’inin cinsel dürtü tezinin aksine, ani eylemler değil tasarlanmış eylemler olduğu ortaya çıkarılmış.

2016 yılında Türkiye’de kabul edilen bu yönetmeliğin arkasında yatanlar on yıllar önce bilimsel araştırmalar ile ters yüz edilen mitler ve yanlış uygulamalar. Cinsel şiddet hastalık olmadığı gibi, kimyasal hadım gibi yöntemlerin de ceza olamayacağı artık apaçık bir gerçekken devletin bu konuda bilgisinin olmaması mümkün mü?

Gelgelelim, Adalet Bakanlığı, bir yandan cezayı cezasızlık amacı ile tek yanlı inşa ederken, öte yandan, bunun uygulaması için alana Sağlık Bakanlığı, üniversite hastaneleri, sağlık kurulları gibi yeni kamu aktörleri de ekleniyor. Cinsel suçların cezasının belirlenmesi ve uygulanmasında yeni bir hukuk rejimi başlıyor, iktidarın kadınlara karşı yeni oyuncağı!

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here