İlke Ercan, elektrik-elektronik mühendisliği alanında çalışan bir akademisyen. Boğaziçi Üniversitesi’nde ders veriyor ve araştırmalarını sürdürüyor. Üniversitenin Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) üyesi. İlke’yle Türkiye ve yurt dışında mühendis olmak, kadın olmak, araştırma yapmak ve hayat üzerine sohbet ettik.

Cemre: Önce ne işle meşgul olduğun ile başlayalım; bize biraz bahseder misin?

İlke: Boğaziçi Üniversitesi, Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde yardımcı doçentim. 2015 yılının eylül ayında Türkiye’ye döndüğümden beri bu bölümde akademisyen olarak çalışıyorum. Ders veriyorum, araştırma yapıyorum.

Cemre: Hangi konuda çalışıyorsun? Eğitimini hangi alanda aldın?

İlke: Doktora çalışmam sırasında geliştirdiğim bir yöntem nanoelektronik devrelerin performans analizi için kullanılabiliyor; bu yöntemi şu anda farklı bilgi-işlem devrelerine uyarlamak üzerine çalışıyorum. Bilgisayar, cep telefonu gibi elektronik aletlerin temelini oluşturan silikon teknolojileri yakında geliştirilebilirlik limitine ulaşacak. Daha küçük, daha az enerjiyle ve daha yüksek performansla çalışan alternatif teknolojiler öneriliyor. Bu teknoloji önerilerinin performans limitlerinin hesaplanması üzerine çalışıyorum. Lisans eğitimim sırasında ODTÜ’de fizik okudum, bilim felsefesi yan dalı yaptım, daha sonra yüksek lisans ve doktorada elektronik mühendisliğine geçtim. Şimdi tüm bunların bir araya geldiği, hem devre hem de enformasyon fiziğini nanoteknolojilere uygulayabildiğim bir teorik yöntem ve uygulamaları üzerine çalışıyorum.

Cemre: Fizik okurken felsefe de okumayı neden düşündün?

İlke: 2002’de ODTÜ’de eğitimime ilk başladığımda bilim insanı yetiştirme grubuna katılmayı da elektronikle çift anadal yapmayı da düşünüyordum. Ama aldığım seçmeli bir felsefe dersiyle fizik konularını daha iyi kavradığımı fark ettim ve bilim felsefesi, bilim tarihi, teknoloji etiği konularında dersler almaya başladım. ODTÜ’de fizik hocalarım felsefe okumama şüpheci yaklaşmışlardı, zamanımı boşa harcadığımı düşünüyorlardı. Sadece iki hocam beni yürekten desteklemişti. Onların desteğiyle devam ettim ve daha sonra Amerika’da elektrik elektronik mühendisliğine kabul almamı sağlayan faktörlerden biri felsefe çalışmalarım oldu. Yüksek lisans ve doktora danışmanım felsefe derslerinde geliştirdiğim perspektife değer veren biriydi, onun teşviği ve ODTÜ’deki akademik birikimim sayesinde burs alıp gittim. Sonra doktorada mühendislik sosyolojisi, nöroloji dersleri gibi mühendislik çalışmalarıma perspektif katan dersler almaya da devam ettim.

Cemre: Amerika’da yaşadın, bir de Almanya’da. Ne kadar süre yurt dışında kaldın?

İlke: 10 yıla yakın yurt dışındaydım.

Cemre: 2009 yılında yapılan Türkiye’deki kadın mühendisler üzerine bir araştırma[1]ya göre, Türkiye’deki kadın mühendisler (hem akademide hem endüstride) Amerika’dakiler hatta Avrupa’dakilerden daha fazla. Yurt dışı deneyimi olan biri olarak, sence neden?

İlke: Akademideki rakamlar için konuşacak olursam, Türkiye’de akademisyenlik geliri yüksek bir meslek olmadığı için teknik alanlarda akademisyen kadın sayısı fazla oluyor. Teknik bir alanda, temel bilim de olabilir, mühendislik de olabilir, diploma almış bir erkek Türkiye’de endüstriye atılıp daha fazla para kazanabileceği bir işi tercih ediyor. Dolayısıyla temel bilimlerde olsun, mühendislikte olsun, Türkiye’de akademide kadınları birazcık daha fazla görebiliyoruz. Gerçi benim bölümümde çok doğru değil bu. Biz 24 tam zamanlı öğretim üyesi içinde ben dahil 6 kadınız.

Cemre: Aynı makaleye göre, 6 üniversitede 23 binin 5 bini kadın öğrenciymiş, oran, %22 kadın ediyor. Bu 6 üniversite içerisinde Boğaziçi de var. 2015’in Boğaziçi Üniversitesi verilerine baktım, kadınların oranı şöyle: akademisyen %25, lisans öğrencisi %23, lisansüstü %21, idari personel ise %50. Mühendislik Fakültesi toplam verileri bunlar. 2009’daki verileri çağrıştırıyor gibi ve yaklaşık olarak on yıla yakın bir zamandır ABD ve Avrupa’dan daha fazla bir sayı bu. Yine o makaleye göre, devlet liselerinden mezun bu kadın öğrencilerin çoğu, yani iki katından daha fazlası öyle. Demek ki bir tür teşvik var.

İlke: Bu çok önemli bir faktör, mühendislik alanında, Türkiye’de de yurt dışında da alınabilecek burs imkanı fazla. Benim bu alanı seçmemde bunun da etkisi var. Eğitim hayatımın başından sonuna kadar tamamen burslu okudum, hem burada hem yurt dışında. Bir noktada eğitim hayatımı kendim finanse etmek zorunda kalsaydım herhalde seçeceğim alan, bu kadar zorlu bir alan olmazdı. Mühendislik alanında çalışmak hem teknik anlamda hem de sosyal ilişkiler anlamında zorlayıcı olabiliyor. Kendi alanım dışında insanlarla sosyalleşmeye çalıştığımda çok komik deneyimlerim oluyor. Amerika’da bir partide doktora tez konumu soran birine “Nanoelektronik devreler üzerine çalışıyorum.” dediğimde arkasını dönüp uzaklaştığını hatırlıyorum.

Cemre: Alanın ilginç gelmiyor insanlara yani?

İlke: Sanırım öyle. Galiba bazılarının ilgisini çekmiyor, sorabilecekleri bir soru olmadığını düşündükleri için. Gözlemlediğim kadarıyla sosyal bilimlerde birçok insanın konuşabileceği, yorum yapabileceği ve kendini dahil hissedeceği bir durum var ya da en azından böyle bir algı var. Mühendislik için, bu böyle değil.

Cemre: Hadi ne çalıştığın hakkında konuşamadı, sohbet edecek başka konu da mı yok yahu?

İlke: Var tabii, bu durum benim sosyal yönümü geliştirmeme vesile oldu zaten. İlginç bir şeyler okuyayım da sosyal ortamlarda insanlarla konuşurum dediğim oldu. Ama yine de zaman zaman konu dönüp dolaşıp birinin bana “Bir insan niye nanoelektronik mühendisi olur ki?” diye sormasına bağlandı.

Cemre: Peki, bir yerlerde, bir mühendisler vardı herhalde, onlar nerede nasıl konuşurlardı, sen de oralara mı gitmiyordun?

İlke: Mühendis arkadaşlarımla da çok zaman geçirdim, çok keyifli şeyler yaptık. Ama onlarla sosyalleşmeler daha programlı ve planlı olurdu. Sözleşilen saatte buluşur, planlanan şeyleri yapar ayrılırdık. Sosyal bilimci arkadaşlarımın spontane rahatlığını pek gözlemlemedim mühendis arkadaşlarımda. Örneğin, sosyal bilimlerden arkadaşlarımın toplaşmalarına gittiğimde, zaten saat 6’da buluşulacaksa 8’den önce kimse gelmez, herkes geç kalma sanatının dibine vurur. Zaten herkesin ya çok cool (havalı) bir tez konusu vardır ya da hepsi ayrı derin bir makale üzerine çalışıyordur, alkol aldıkça hem sohbet koyulaşır hem çalışma konusunun derinliği artar. Ben de zorlanırım böyle ortamlarda sosyalleşmenin belirli bir yapısı olmadığı için olan biteni takip edemem. Genellikle onların buluşmalarına gidip sosyal tarafımı geliştirmeye çalıştım diyebilirim. Bu yüzden, yüksek lisans ve doktora çalışmalarım sırasında çoğunlukla arkadaşlarım iktisatçı, siyaset bilimci ya da sosyologlardı. Bir mühendis olarak toplumsal ve sosyal algımı geliştirmek adına onlardan çok şey öğrendim.

Cemre: Bence bu farklılık çok ilginç! Peki kadınlık durumu açısından ne dersin?

İlke: Yurt dışında bulunduğum süre boyunca kadın mühendis olma ve kültürel azınlık olma deneyimini biraz iç içe geçmiş bir şekilde yaşadım. Amerika’da, mühendislik alanlarında çalışan insanların birçoğu Hindistan ve Uzak Doğu’dan geliyor. Onlar da biraz içlerine kapalı. Yüksek lisans ve doktora süresince 12 kişilik bir laboratuvarda çalışıyordum, o laboratuvarda tek kadın olduğum dönemler de oldu, benden başka iki-üç kadının olduğu dönemler de. Ama üçte birinden yukarı çıkmadı kadın sayısı. Öyle zamanlarda bile çoğunlukla Hintli ve Çinliydi benim dışımdaki kadınlar ve ilk başladığım zaman hatırlıyorum, birinin bana selam vermesi altı ay almıştı. Daha sonra, Society of Women Engineers (Kadın Mühendisler Topluluğu) grubunu buldum, onlar da ağırlıklı olarak endüstri, bilgisayar ve çevre mühendisliklerindenlerdi. Makine ve elektronikten yine çok az kadın vardı. Onlarla bir bağ kurabilmiştim, sonunda bu sosyal mühendislerle zaman geçirmeye başladım. Kadın mühendisler grubunda fark ettim ki onlar da kendilerini azınlık olarak, “Latin kadınlar” diyerek tanımlıyorlardı. O grupta da beyaz Amerikalı kadınlardan ziyade kendi içerisinde örgütlenebilmiş azınlık kadın mühendisleri tanıdım.

Cemre: Türkiye’den giden yok muydu?

İlke: Benim bölümümde Türkiye’den gelen kadın hiç olmadı orada yaşadığım süre boyunca. Türkiye’den erkekler vardı. Diğer bölümlerde kadınlar vardı ama yine tek tük.

Cemre: Burs meselesine dönecek olursam; devlet liselerinden çıkıp bu bölümleri yazıyor insanlar, burs alıyorlar, bir tür destek görüyorlar. Peki üniversiteye girdikten sonra da devam eden bir durum mu bu?

İlke: Alınan fonların tipine göre değişiyor tabii. Başbakanlık Bursu, Yükseköğrenim Kredisi var, YÖK’ün bursları var. Sonrasında doktoraya kadar da var burslar. Ben bursumu ABD’den aldım, diyelim ki YÖK’ten alsaydım, o zaman Türkiye’ye dönmek benim için bir mecburiyet olacaktı. Bunu tercih eden arkadaşlarım da vardı tabii, işi hazır olan. Ben Türkiye’ye ne zaman döneceğimden o kadar emin değildim. O yüzden ABD’den burs bulmayı tercih etmiştim ki ABD, öyle hayran olduğum bir ülke değildi. Çalışmak istediğim alanda Avrupa’daki programlardan da kabul almıştım ama Amerika’dan tam burs aldığım ve üzerine maaş alma imkanım olduğu için Amerika’ya gittim. Bu açıdan burslar belirleyici olabiliyor. Doktoramdan sonra Türkiye’de mecburi hizmet zorunluluğu olan TÜBİTAK’tan yurt dışı doktora sonrası burs desteği aldım. Böylece Almanya’ya gittim. Türkiye’ye geldiğimde de mecburi hizmet yapmış oldum.

Cemre: Bahsettiğim makalede kadın öğrencilere soruluyor, “Hocalarınızdan kadın olduğunuz için farklı muamele gördünüz mü?” diye, çoğunluk “Hayır” diyor.

İlke: Çünkü hocalar bu konuda gittikçe daha duyarlı oluyorlar. Belki sen de fark etmişsindir Boğaziçi’nde, teknik alanlarda çalışan araştırmacılar sosyal bir konu önlerine konulmadığı sürece kendileri inisiyatif alıp o konu üzerine düşünmeyebiliyorlar. Ama mühendisler çoğunlukla görev bilinci olan insanlardır, ben öğrencilerimde de görüyorum bunu, kendilerini uyardığın zaman, böyle bir konunun varlığını dile getirdiğinde, anında bu konuyla ilgili yapıcı çözümler üretiyorlar.

Cemre: Yani kadın erkek eşitliği açısından hocalarda bir bilinç mi oluştu diyorsun?

İlke: Evet. Senelerdir bu konuda zorluk yaşamış kadınların çabalarıyla, artık sanıyorum birçok üniversitede bu konuya hassasiyet gösteriliyor. Ben de bir kadın mühendis olarak az kadın öğretim üyesinin bulunduğu bir bölümdeyim ama bir buçuk yıldır kendi bölümümde böyle bir konuda zorluk yaşamadım. Hatta daha önce “Society of Women Engineers” gibi kurumlarda çalıştığımı duyan öğrenciler bana gelip bir kadın mühendisler grubu kurmak istediklerini söylediler. Öğrencilerin talebi üzerine bölüm başkanımızla görüştüm. Hem bölüm başkanımız hem de bölümdeki diğer hocalar böyle bir eksiklik olduğuna şaşırıp gerekli desteği verdiler. Bizim alanımızda, Institute of Electrical and Electronic Engineers (Elektrik Elektronik Mühendisleri Enstitüsü-IEEE) diye önemli bir oluşum var. Bu kuruluşun, Women in Engineering (Mühendislik alanında Kadınlar-WIE) diye bir alt grubu var, Boğaziçi Elektrik-Elektronik Bölümü olarak öğrencilerin emekleriyle artık biz de bu grubun resmi bir üyesiyiz. Türkiye’de başka birkaç üniversitede de var bu IEEE-WIE oluşumları.

Cemre: Öğrenciler cephesinden ne dersin, “eşitler arasında” olmamak anlamında kadın erkek eşitliği açısından bir fark görüyor musun?

İlke: Lisans eğitimimi mühendislik üzerine yapmadığım için tam olarak buna cevap veremeyebilirim. Ama yine teknik bir alandaydım ve ODTÜ’de kadın bir fizikçi olarak bu anlamda zorlanmadım. Ama ön yargıları olmuş olabilir tabii hocaların. Umarım bu ön yargıları biraz kırarak benden sonra gelecek kadınlar için işi biraz da olsa kolaylaştırabilmişimdir.

Cemre: Benim okuduğum sosyoloji bölümünde, böyle 38’e 2, 39’a 1 erkek öğrenci gibiydi 2005’lerde kadın erkek oranı bu arada, fark müthiş.

İlke: Tahmin ediyorum. Mühendisliktekine benzer bir fenomen tersi şekilde sizin alanınızda da görünüyor sanırım. Gerçi öğrenciler burada, Boğaziçi’nde, şanslılar diye düşünüyorum. Bizim bölümde “HeForShe[2]” projesini kendileri başlatacak kadar inisiyatif alabilen ve kadın mühendis adayı öğrencilere çok destek olan birçok erkek öğrenci var. CİTÖK’ün Boğaziçi Üniversitesi çevresinde kullanılabilen app[3]ini üreten öğrenciler benim birinci sınıf öğrencilerimdi. Ve hepsi erkek öğrencilerdi, kendi inisiyatifleriyle BUton uygulamasını geliştirdiler. IEEE-WIE grubumuzu Amerika’da kayıtlı bir oluşum haline getirmemizi sağlayan da Boğaziçi elektronikteki erkek öğrenciler oldu çünkü en az 9 IEEE üyesi öğrenci gerekiyordu başvuru için ve bizde sadece 3 kadın öğrenci vardı, erkek öğrenciler de destek oldular ve bu sayede IEEE’ye kayıtlı resmi WIE oluşumunu kurduk burada.

Cemre: Ülkeler arası bir fark görüyor musun?

İlke: Şu açıdan görüyorum: Türkiye’de azınlıklar pek görünür olamadığı ve her zaman kendi aralarında örgütlenebilme lüksüne sahip olamadıkları için ciddi bir fark var. Yurt dışında gördüğüm kadın mühendis öğrenci veya akademisyenlerin avantajlarından biri, bahsettiğim gibi, Latin Amerikalı kadın mühendisler diye grup olabilmeleriydi. Burada Ermeni kadın mühendisler ya da Kürt mühendis kadınlar diye bir oluşum yok. Eminim çoklardır ama bizim ülkemizin yapısı gereği burada azınlık olmak üzerinden yapıcı bir örgütlenme alanı açılmadığı için bu açıdan yurt dışında biraz daha şanslı olabileceklerini düşünüyorum. Ancak şöyle de bir tarafı var, Amerika’daki deneyimimle karşılaştırdığım zaman, özellikle Asyalı kadınlar ağırlıklı olmak üzere, mühendis kadınların kendi içlerinde örgütlenmeden dolayı dışarı fazla kapalı olduklarını, bunun yeri geldiğinde dezavantaj olduğunu da görebiliyoruz.

Cemre: “Bilim ve Teknoloji’de Lider Kadınlar” paneline katıldın, o nasıl bir işti?

İlke: O daha ziyade öğrencilerin organize ettiği, ağ oluşturmak için düzenlenen bir etkinlik. Çevre edinmek, profesyonel ilişkileri geliştirmek adına çok önemli bir girişim.

Cemre: Mühendislik alanında, lider kadın veya kadın rol model eksikliği konusunda bir tartışma mı var? Böyle bir tespit mi var yani kadın mühendisler arasında? Yoksa bu işin biraz sektöre bağlanan kısmı mı?

İlke: Her ikisi de diyebilirim. Rol model eksikliği özellikle teknik alanda araştırma yapan, kendi şirketini kuran kadınlar anlamında var; mühendislik yaparken ne kadar zorlandılar gibi konular çok bilinmiyor. Hem akademiden hem endüstriden farklı farklı alanlarda çalışan kadınları bir araya getiren bir ağ oluşturma etkinliği bu. Öğrenciler tarafından organize ediliyor ve yine diğer okullardan öğrencilere ulaşmayı hedefliyor. Burada yapılan atölyeler, kurulan bağlarla, hangi şirkete başvuracaklarını, hangi alanlarda zorlukların beklediğini görebiliyorlar. IEEE-WIE akademik danışmanı olarak organizasyon sürecinde ben de destek oluyorum ama esas emeği öğrencilerimiz veriyor. Boğaziçi’nin en güzel taraflarından biri bu bence, öğrencilere önemli profesyonel toplantılar düzenleme olanağı vermesi. Sadece kadın öğrenciler de çalışmıyor burada, az önce bahsettiğim gibi erkek öğrencilerin de emeği çok. Öğrencilerle kurduğumuz IEEE-WIE, daha sonra Society of Women Engineers and Scientists (Kadın Mühendisler ve Bilim İnsanları Topluluğu – SWES) grubu şeklinde genişleyerek temel bilimlerden öğrencilerle daha aktif oldular. Sayıları da artıyor. Bu zirve de kadınların bir araya geldikleri bir mecra. Öğrencilerin endüstride veya akademide yaşayabilecekleri zorlukları görmeleri için önemli bir fırsat. Çok önemli şirketlerde yönetici olmuş kadınlar da geliyorlar, orada öğrencilerin kendilerini göstermesi adına önemli bir rol oynuyor. Bu kadar büyük bir organizasyon yapınca IEEE tarafında da destek görüyor öğrenciler ama tabii en büyük destek Boğaziçi Üniversitesi’nden. Bu organizasyon, ilk düzenlendiğinde, önce ufak bir seminer odasıyla başlamıştı. Başvurular fazla olunca, o odaya sığılamayacağı anlaşıldı ve Garanti Kültür Merkezi tahsis edildi. O da yetmedi Albert Long Hall verildi, böylece öğrencilerin ne kadar büyük bir açığı doldurduğunu görmüş olduk.

Cemre: Peki sendikalı kadın örgütlenmeleri için ne dersin, öğrencilerin ilişkide olmaları açısından da düşünürsek? TMMOB’da içinde mühendislerin de olduğu bir kadınlar örgütlenmesi var.

İlke: Özellikle bildiğim bir alan değil ama çok önemli olduğunun farkındayım. İnşaat mühendisi olarak bir kadının sahada yaşadığı zorluklarla başka bir mühendisin kod yazarken yaşayacağı zorluk aynı değil. Bu oluşumlardan daha çok olması çok önemli. Belki biz de öğrenci girişimimize dahil edebiliriz bunu.

Cemre: Sence Türkiye’de kadın olmak ve başka azınlık kadınlık pozisyonlarına sahip olmak çalıştığın bu alanda nasıl değerlendirilebilir?

İlke: Güzel bir soru. Örneğin bekar olmam üzerinden azınlık olma durumumu ele alırsak, evli bir mühendis kadın olsaydım şu anda yaşadığım zorlukların bir kısmını yaşamayacağımı düşünüyorum. Mühendis olmamla başlı başına alakalı da değil tabii, başka alanlardaki bekar kadınlar da bu zorluğu yaşıyor. Araştırma ortaklığım vesilesiyle çalıştığım insanlarla iletişimimin yanlış yorumlanıp konunun başka yerlere çekilmesi durumunu çok yaşıyorum. Normatif anlamda, toplum içerisinde kabul görmüş bir birlikteliğim olsaydı daha az zorlanabilirdim. Ama dediğim gibi bunu herhangi bir alanda çalışan birçok bekar kadın yaşıyor. Sadece mühendisliğe özgü diyemem o yüzden.

Cemre: Öğrenciler için belki senin bu farklı pozisyonların olabileceğini gösteren kimliğin bir güvence hissettiriyor olabilir.

İlke: Bunu tabii öğrencilere sormak lazım ama şöyle bir örnek verebilirim; öğrencilerin aldıkları ilk bölüm dersi olan EE 101’i ben veriyorum, bölümdeki diğer hocalardan da öğrencilerden de bu durumun öğrencilerin liseden elektrik elektronik bölümüne geçişini yumuşattığına dair yorumlar aldım. Hem disiplinler arası çalışmalar yapan bir kadın mühendis olarak hem de muhalif düşünceleri olabilen bir kadın olarak kabul edildiğimi ve hatta takdir edildiğimi hissedebildiğim için zaten burada var olabiliyorum. Bu da bazı öğrencilere güç verebiliyorsa ne mutlu.

Cemre: Şu ana kadar pek de negatif bir şey söylemediğini fark ettim!

İlke: Ama söyledim ben cinsel tacize uğruyorum diye! Bundan güçlenerek çıkmaya çalıştığım için olumsuz bir tonla söylememiş olabilirim. Ama gittiğim önemli bir araştırma ortaklığı toplantısında kıymet verdiğim ve evli-barklı bir hocanın benimle sevişmek istediğini dile getirdiği bile oldu. Kibar çıkma tekliflerinin yarattığı garipliklerden cinsel tacize kadar uzanan bir yelpazede tatsız sebeplerden erkek iş arkadaşlarımı kaybettiğim olabiliyor. Maalesef bu sorunu birçok bekar kadın yaşıyor. Araştırma ortaklıkları kolay kurulmuyor ve böyle sebeplerden önemli çalışmaların sekteye uğraması zor bir durum. Çalıştığım alanda bu açıdan eşitlik olmadığını söyleyebilirim.

Cemre: Peki son olarak, şu an Türkiye’de araştırma yapılabiliyor mu?

İlke: Ben teorik araştırma yaptığım için kendi adıma yapılabiliyor diyebilirim çünkü ben yeri geldiğinde kağıt kalemle de araştırmamı yapabiliyorum. Ama deneysel çalışmalar yapıyor olsaydım durum farklı olurdu çünkü deneylerde kullanılan birçok laboratuvar aletleri yurt dışından geliyor. Geçen yıl, Türkiye’ye döndüğümde, TÜBİTAK’a bir araştırma fonu başvurusu yaptım, ben bütçeyi hazırlarken dolar 2.8 TL’ydi, şimdi 3.8. Hem konferans seyahatleri için gerekli bütçe hem de araştırma için gerekli teçhizat alımı açısından bu durum bizi bayağı zora sokuyor. Son aldığımız projede kur farkından dolayı talep ettiğimiz iş istasyonlarının bir alt modelini almak durumunda kaldık. 15 Temmuz badiresi sonrası işlemler yavaşladığı için başvuru kabul edileli aylar oldu ama hâlâ proje başlatılamadı. Genel olarak birçok alanda araştırma fonlarının geç gelmesi, kur problemleri ve öğrenci bulma zorlukları var çünkü kalifiye öğrencilerin birçoğu yurt dışına gitmeyi istiyor.

[1] Alice Smith ve Berna Dengiz. Women in engineering in Turkey – a large scale quantitative and qualitative examination, 2009 http://www.baskent.edu.tr/~bdengiz/women%20in%20eng.pdf

[2] Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) tarafından başlatılan bir dayanışma hareketi. Bkz. http://www.heforshe.org/tr

[3] BUton, acil anda önceden belirlediğiniz bir numarayı aramanızı sağlayan bir uygulama https://www.facebook.com/BUtonApp/

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here