Dublin tiyatrosunun titanı Mihael Colgan ile geçirdiğim zamana bakarak, gücün nezaketle ve daha az gizli olarak kullanılabileceğini fark ettim.

Emer O’Toole

Şu Weinstein sonrası zamanlarda, feminist yazar Rebecca Traister’in belirttiği gibi “70’ler döneminden bazı hain feminist numaralar ortada dönüyor. Bunun gibisini daha önce hiç yaşamamıştım”. Ben de öyle. Bahsin kaybını izliyoruz, kadınlar taburu sonunda mancınıklarla karşı saldırıya başladı. İzbandutun tökezlediğini izlemenin keyfi de başka değil mi? Devirin onu yere kadınlar! Harvey Weinstein hakkındaki suçlamalar ardı ardına gelmeye başlayınca, kadınlar tiyatro yönetmeni Max Stafford-Clark hakkında hikayelerini paylaşınca, aynı şekilde genç erkekler Kevin Spacey’i kendi taciziyle yüzleştirmek üzere öne çıkınca doğrusu memnun oldum.

Michael Colgan, Dublin’s Gate tiyatrosunu geçen yıl emekli olana dek 33 yıl yönetti. Emekli olana kadar, belki de İrlanda tiyatrosunun en güçlü karakteriydi. Şu anda İrlanda sanat çevresinden kadınlar tarafından cinsel taciz ve zorbalık suçlamalarıyla karşı karşıya. Sık sık uygunsuz dokunuşlar ve cinsel yorumlar yapmakla suçlanıyor. Pazar günü çıkan bir yazıda, herhangi bir kişiyi kırmış ise özür diliyor ve –mağdurlara bir faydası olmasa da- bazı mağdurların kendisine yöneltilen suçlamalarıyla ilgili olarak özel hayatı ile profesyonel hayatını ayırmakta başarısız olduğunu açıklıyor.

Diğer suçlamalara karşı tepkimden farklı olarak, oyun yazarı Grace Dyas’ın blogspotunda yer verdiği Colgan’a yönelik taciz suçlamaları’na karşı tepkim çok olumlu değil. Ona inanıyorum. Daha çok kadının hikayesini duymayı beklerdim. Ortaya çıktıklarından beri sosyal medyada bu feminist çalışma için teşekkür ederek onlara desteklerimi açıklıyorum. Yaklaşık bir haftadır düşündüğüm bir açıklamayı ben de yapmadan duramadım.

Gate’in barında iki yıl çalıştım ve Colgan’ı çok sevdim. İrlanda medyasına konuşan kadınlar onun ellerinin devamlı olarak rahatsız edici biçimde arkalarında olduğunu ve bazen aşağıya doğru kayma riski de taşıdığını söylüyorlar. Bu haberlere şaşırmadım; çünkü bu davranış içkili Gate açılış gecelerinin tam bir karakteristiği. Tiyatroda çalışan hiç kimsenin bu habere sahiden şaşırdığını söyleyeceğine de inanmıyorum.

Evet, Colgan bana karşı çok kibardı. Bunun tacizcilerin kendi güçlerini göstermelerinin bir yolu olduğunu tahmin ediyorum: Bazı kadınlara nezaketini sunarak, bazılarını kayırarak, onlarla duygusal yakınlık ve sadakat ilişkisi kurarken diğerlerini aşağılamak ve taciz etmek. Bunun hesaplanmış bir strateji olduğunu iddia etmiyorum, bu işin biraz karmaşık insani tarafı, o kadar.

Colgan bana “mavi çoraplı” derdi, barda, bilmem nerenin büyükelçisi ve karısını sıkıcı bulduğu için görmezden gelir, oturup benimle şiir hakkında konuşurdu. Kalabalık ve gösterişli İrlandalı oyuncuların bakışları altında beni bira bardaklarını iterek Brian Friel ile tanıştırmış ve Londra’da tiyatro okumak için burs kazandığımı söylemişti.

Bu havalı bir anti-snopluk da değildi. Bu -görebildiğim kadarıyla- tam da oydu: insanlara karşı ilgili, fikirlere karşı ilgili, sosyal hiyerarşi ve etikete gelince tamamen anarşik. Çalışanlarına karşı her zaman koruyucuydu; champer içen kodamanlara karşı kadınlarla birlikte kahve içen biri. Söylendiği gibi, onun bu çılgınca uygunsuz davranışlarını tiyatroda herkes bilirdi.

O zamanlar bugünkü gibi politik değildim, eğer olsaydım Gate hakkındaki olumlu hislerim farklı olurdu. Konu şu: Colgan tacizci ve kadın düşmanı olmakla suçlanıyor, bu suçlamalara inanıyorum, ne var ki o çekici, eğlenceli ve birçok bakımdan olağanüstü biri.

Burada kadın düşmanı bir tacizin etkisini hafif göstermeye çalışmıyorum. Aksine ataerkinin duygusal mimarisinin izini sürmeye çalışıyorum. Weinstein’in bazı kadınlara belki gerçekten çok sevimli geldiğini düşünmekten vazgeçmedim. Lindsay Lohan, Weinstein için üzgün olduğunu söylediğinde güldüm. Colgan henüz Weinstein’ın suçlandığı düzeyde bir şeyle karşılaşmadı. Fakat ben de kendisi için üzgünüm, hakkettiğini bulsa bile.

Tacizci bir erkeğin güç kazanması ve onu elinde tutması bilmecesini çözmeye çalışırken aşağılama taktiklerine bakmak iyi olur: Maço bir duruş, öfkeyi belli etme. Geriye dönüp baktığımda beğendiğim erkeklerin kadın düşmanlığını nasıl görmezden geldiğimi, nezaket, çekicilik ve sadakatin korkudan daha güçlü olduğunu görüyorum. Erkek egemenliğini ortadan kaldırmak, tacizciler iki boyutlu kabadayılar olsaydı daha kolay olmaz mıydı? Fakat insanları onlara çeken cazibeleri, insanilikleri ve -evet- belki de meziyetleri. Dolayısıyla, bu ilişkilerin güçlülüğü onların kırıcı bir şekilde davranmalarına izin veriyor.

Değer verdiğimiz adamlar suçlandığında ve kendimizi yarım yamalak da olsa görüp ses çıkarmadığımız için suçlarken vefamız/bağlılığımızla nasıl başa çıkacağız? Bizi bu baskı rejimine karmakarışık bağlayan samimi bağlara ihanet etmek bizim için feminist bir ödev mi? Ya da daha içten ifade edersek: Gerçekten bize elini uzatan bir adama bakacak ve düştüğü zaman onu tekmeleyecek miyiz?

Hepimizin bir ahlaki pusulası var (bazıları diğerlerinden çok daha iyi çalışıyor, açıkçası). Bu durumlarda işe yarayan basit bir yaptırım olduğunu düşünmüyorum. Belki de gücün tehdit ve öfke değil aynı zamanda arkadaşlık ve şiir olduğunu hatırlama yükümlülüğümüz var.

Mağdurlar konuştuğunda, sadece bir istismarcıyla karşı karşıya değiller. Çoğu kadın olmak üzere bu adama hayranlık duyan bir toplulukla karşı karşıyalar. Bu kan dondurucu olmalı. Bunu bilerek, şüphe ve utanç katmanları arasından o şeyin tam ortasındaki zehiri çıkarmaya çalışırken, sevgi ve sadakatle gözyaşı dökenlere de saygı göstermek zorundasınız.

* Emer O’Toole Concordia Universitesi, (Kanada) İrlanda Performans Sanatları Bölümü’nde yardımcı doçenttir.

Bu yazı 13.11.2017 tarihinde The Guardian sitesinde yayınlandı.

Çeviri: Hanife Aliefendioğlu

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here