Seksenli yıllar Türkiye’de feminizmin yükseldiği yıllar. Bu yıllarda Türkiye’de feministler mahrem ve dokunulmaz alan olan ailenin kapısını aradılar. Seksenli yılların sonuna geldiklerinde feminist hareket arkasında dayak, evlilik içi tecavüz, işe girerken koca izni… gibi daha önce konuşulmayan ve özel sayılan bir çok konuyu toplumsallaştırmayı başardığı bir tarih bırakmıştı.

Tam da bu dönemde devlet katından kadınların çalışmasının boşanmayı arttırdığı, ailede kadınların cinsiyetçi rollerini kutsayan ve esas sorunun aileyi güçlendirmek olduğu söylemleri yükselmeye başladı.

29 Aralık 1989 tarihinde Aile Araştırma Kurumu ve 20 Nisan 1990 tarihinde de Kadın Statü ve Sorunları Başkanlığı kanun hükmünde kararnameler ile yürürlüğe kondu. Kurulan Aile Araştırma Kurumu, o dönemlerde “Flört fuhuştur” ve “Feminizm sapıklıktır” açıklamaları yapan Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek’in de desteğiyle ‘kadının çalışmasıyla birlikte yapısı bozulan’ Müslüman – Türk ailesini güçlendirmek için çeşitli çalışmalar yaptı.

Bu çalışmaların Türkiye’de feminizmin yükseldiği, yasalardaki ikinci cins konumlarına karşı çıktığı dönemde çıkarılması ise tesadüf değildi. Bu kararnameler, kadınların aile dışında bir birey olarak var olma isteklerini baskıyla susturma kararnameleriydi. Aynı zamanda bu kararnamelerle kadınlara “Kendinize gelin” deniliyordu.

Feminist kadınlar bu kararnamelere tepki vermek için bir boşanma eylemi tasarladılar. Devletin yeni kurumlar oluşturarak, yasalar çıkararak kadınları sokmak istediği aile formatına itiraz ettiklerini boşanarak göstermeye karar verdiler.

40 kadar feminist kadın ‘devlet zoruyla evde oturma kararnamesi’ de dedikleri bu kararnamelere karşı topluca boşanma davası açtılar. 2 Kasım günü İstanbul Adliyesi önünde bir basın açıklaması yaparak, hep birlikte 3. Asliye Hukuk Mahkemesine giderek boşanma dilekçelerini verdiler.

“Bizler, hoşlandığımız erkekle birlikte olabilmek için evlendik. Gerçi evlilik erkeğin egemenliğini resmen tanımak, onun yönetimi altına girmekti. Medeni Kanun da erkeğin üstünlüğünü güvence altına almıştı. Şimdi devlet, erkeğin çıkarını koruyan bütün yasalar yetmiyormuş gibi, ‘milli değerler’ diyerek güçlü bir aile yaratmayı hedefliyor. Güçlü aile, erkeğin şimdikinden daha güçlü, kadının ise güçsüz olması mı demek? Yoksa kadın çocuk doğurmalıdır mantığıyla, istemediğimiz çocukları devlet eliyle doğurmaya zorlamak mı demek? Koca iznine bağlı kürtajın yeniden tümüyle yasaklanması mı demek? Boşanma hakkını hiç kullanamadığımızı görmemiz mi demek? Kocalara ve erkeklere karşı artık hakkımızı savunamayacağımız mı demek? Kadının çalışma saatlerinin kısıtlanmasıyla meslek yaşamımızın budanması mı demek? Biz tüm bunları, kadının köleliğini pekiştiren yasaları istemiyoruz. Bugünkü toplumsal koşul ve gelişmeler sonucu birlikteliğimizi yasal olarak sürdürme olanağı kalmamıştır. Bu nedenle boşanmayı talep ediyoruz.”

Bu eylem feminist kadınların eylemiydi. Bu eylem aynı zamanda feminist kadınların öznesi olup,  nikâhlı kocalarının bizzat eyleme yani boşanma davasına katılarak destek verdikleri ilk eylemdi. Çoğunluğu sosyalizmin tedrisatından geçmiş kocaların bu koşulsuz destek halini benimsemelerinde sosyalistlerin yasalarla mesafeli politikasının etkisi yadsınamaz.

Davalarda boşanma talebinin gerekçesinin geçimsizlik değil, Aile Araştırma Kurumu’nun ailede kadını koymak istediği yeri ve cinsiyetçi yasaları protesto olduğu dile getirildi. Yani bu boşanma davası, kadın-erkek ilişkisindeki “geçimsizlik” adı altında sıralanan politik gerekçelerle açılmamıştı. Devlete ve yasalarına karşı/tepki olarak açılan politik bir boşanma davasıydı.

Kocalar da duruşmalara gelip devletin onlara verdiği ayrıcalıklı konumu kabul etmediklerini ve kadınların haklı taleplerini desteklediklerini söylediler.

Farklı farklı mahkemelerde görülen davaların sonunda üç kadın boşanabildi. Boşanma talebi kabul edilen kadınların davalarında ifadeler bölümü zabıtlara doğru geçirilse de boşanma gerekçesi ‘geçimsizlik’ olarak geçti. Çünkü 1990 Kasım ayında, uzlaşarak boşanma yürürlükte değildi. Hakimin sonuç bölümünde politik bir gerekçeyi kayda geçirmesi de zordu.

O tarihlerde Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan boşanma eylemini, bir toplantıda şöyle değerlendirmişti:

“Otuz tane feminist kadın… Bunlar evliymiş daha önce… İstediği zaman, istediği insandan çocuk doğurma hürriyetine sahip olmak istiyormuş. Onun için de ne yapmışlar, kocalarıyla anlaşarak boşanma davası açmışlar. Eee, o onun nikahsız kocası olacak, o da istediğiyle, istediği zaman işi bitirecek. Nereye götürülüyor bu toplum Allah aşkına! Dikkat edin, açık söylüyorum: Piçlerin yetiştirilmek istendiği bir toplum meydana getirilmek isteniyor.”

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here