Ortada ne kötülerini bile sevdiğimiz pokemon sanal gerçekliği kaldı ne de poke topu koşturanlar. İmkanı olan delirdi, olamayanlarımızsa hayaletlerle konuşmaya devam ediyor

Aylar, günler nasıl geçiyor, bunca şey buncacık zamanda nasıl oluyor, şuncacık ömrümüz böyle paldır küldür mü bitiyor, insan heyecanlanacak bir şeyler bulmaya çalışırken öforik patlamalar, melankolik hasretler, bir deliryumda[1] dolana dolanayı… Şu sıra, realitenin sınırlarından fırlama isteğinin etrafta dolaşıp durduğunu düşünüyorum. İyi de pokémonla “kalkışma girişimi darbemsi”nin ne ilgisi var? Bakalım..

Pokémon (Pocket Monsters) -1996-, Satoshi Tajiri tarafından bir video oyunu olarak icad olundu, daha sonra mangaları, çizgi kartları, animeleri, tasoları, çizgi filmleri vs. üretildi durdu. Okyanuslar, dağlar aştı, Japonya’dan dünyaya uzandı. Bizde ise daha çok 99’da, çizgi film ve arkasından gelen tasolarıyla hatırladığımız, camdan atlayan çocuk ile de tümden rafa kaldırdığımız bir hafızayı kıpırdatıyor. Ülke üzerindeki kara bulutların bitimsiz bir karabasana dönüştüğü o melûn gece henüz yaşanmamışken Pokémon Go isimli bir oyun tüm dünyayı tekrar sallıyordu. Pokémon Go hakkında düşünmek bence başlı başına bir konu, fakat kabaca istihbarat teşkilatlarının, gizli ajanlarının işine yarayacak düzeyde kişisel ve coğrafi bilgiyi -arttırılmış gerçeklik teknolojisi ile konum/harita vs.-  depolayabilen, devasa datalar oluşturabilen bir yapısı olduğunu söylemek yeterli olacaktır. Bu gerekçe gösterilerek bazı ülkelerde oyun yasaklanmıştı[2] ki Türkiye siyasi iklimiyle oyunu oynanamaz hale getirdiği için yasaklama gereği duymadan, kendi içinde “bitirdi”. Oyun, her yanı saran bir şeyken demokrasi tarihimiz gibi azalarak bitmedi, fişi çekilmiş gibi çat çut gitti. Türkiye’de, bu oyunun mekansal deneyimlenişi meselesi de epey ilginçti, fakat burada duruyorum. Koca koca insanları akıllı telefonlarıyla o park senin bu bahçe benim, poké topu atma kavisi yaparak dolaşan zombilere dönüştüren bir şey oldu. Sahi neydi bu pokémonun olayı?

Benim temel iddiam, insanları sosyalleştirdiği ve birbirleriyle “sevimli bir ruh halindeyken” temas ettirdiği, keyifli bir çocukluk bilgisiyle kesiştirdiği ve pokémon dünyasının vaadine kapılındığı yönünde. Söz konusu olan “mutlu”, “güzel”, “günlerimiz”, “saf hayallerimiz” ve dünyanın “daha iyi” bir yer olabileceğine dair “umut” fikrinin birleşerek bağımlılık yaratıcı bir hazza dönüşmesi. Bu yüzden pokémonun çizdiği dünyaya bakarak Türkiye’nin karabasanına bağlanabiliyorum, olsa gerek, amentü.

Şehitler karabasanı V.S. Roket Takımı

Pokémon üzerine makaleler, bloglar, dergiler bir dolu kaynak var. Pokemon aşığı Ash, evden çıkıp pokémon eğiticisi olmak için bir maceraya atılır. Sonraki bölümlerde turuncu saçlarıyla Misty, siyah teniyle Brok hikayenin kurucu unsurları olarak yerlerini alır. Bizim melodramik kavrayışımıza göre “esas oğlan” Ash filan değildir, hatta bir kahramanlık söz konusuysa en büyük payenin pokémonlara bırakıldığı bile söylenebilir. Pokémonlar kendine has güçleri olan çeşit çeşit canlılar, yaratıklar. Canlı diyorum çünkü bizim insan dünyamızda, başka canlılara biçtiğimiz korkunç kader ile ya da yaratık kelimesinden anladığımız şey ile hiç alakaları yok. Türlerini insan eliyle geliştirmek, çiftleştirmek ya da bir pokémonu onun isteği dışında bir adım öteye hareket ettirmek mümkün değil. Her pokémonun kendi güçlerini kendisinin belirlediği bir zamanda, kendi olanakları dahilinde geliştirmesi dışında, zorunlu olarak “ileri” yönlü bir büyümesi de yok. Gaz bulutundan yılana, kırık yumurta içindeki deniz yıldızından yanakları al al Pikaçu’ya kadar gırla “farklı varlık”, bir garip pokémonlar işte. Şarkı söylemekten cereyan vermeye kadar bin türlü kabiliyet, herhangi bir pokémonu aşağılayan bir güçsüzlükle eşitlemeden temsil ediliyordu. Dikenli saçlarıyla Misty, “gerçek dünyada” sırf kız olduğu için yenileceği varsayılan bir sürü kısçeye, oğlanların tasolarını bir bir üterken güç veriyordu.

Bizim dünyamız ısrarla bir pokémonu diğerinden, Ash’i Misty’den kayırmaya, farklı olandan nefret etmeye bizi zorlasa da pokémon dünyasında, herkesin kendi içinde varlıksal değerinin-kötüler ekibi de dahil- hissettirildiği karşılaşmalar olur. Canlılığın bizim dünyamızdaki gibi sınıflanıp kabusa dönüşmediği, çocukların maceraperestliklerini kendilerine benzemeyen çocuklar ve canlılarla, bin bir çeşitliliğin içerisinde sürdürdükleri bir dünya. Pokémon hırsızlığı yapmak için etrafta uçan balonlarıyla gezen Roket Takımı, asla karabasan boğuculuğunda değil. Takımın beyni Miyav ise kediye benzeyen bir pokémon. Grup birbirlerine oldukları kadar kötülük etmeye de tutkuyla bağlı, yine de kötülüklerini esas şekillendiren pokémonlara sahip olma ve yenilmez bir pokémon savaşçısı olma arzusu.

İmkanı olan delirdi

Pokemon Go, sırtını böyle bir anlatıya yaslayarak insanlara çocukluk temaslarını hatırlattı ve virüs gibi tüm coğrafyalara yayıldı. Metropol kentlerde, birbirlerinin yüzüne bakmadan hızlı hızlı yürüyen insanlar, selam verip aradığı pokémonun ne tarafta bulunabileceğini birbirlerine sordu. Yürümeyi unutmuş ayaklar sırf bol pokémonlu diye parklarda, bahçelerde uzun uzun yürüdü, hatta işi tanımadığı insanların ev zillerini çalma noktasına vardıranlar bile oldu. Sonrasında pokémon rüyası ve arzusunun bir gecede boğulduğunu gördük. Kalabalık yerlerden korktuğumuz kadar tenha yerlerden de korktuğumuz, deli canlarımızı oradan oraya taşırken canlı kalmayı umduğumuz bir lanet içine düştük. Ortada ne “kötü”lerini bile sevdiğimiz pokémon sanal gerçekliği kaldı ne de poké topu koşturanlar. İmkanı olan delirdi, olamayanlarımızsa hayaletlerle konuşmaya devam ediyor. Kısadan hisse, 15 Temmuz’da olan ya da olmayan her ne idiyse çocukluk düşlerini kararttı, bir kuşağın yaşama arzusunu bir gecede boğdu. Ve “400 vekili verin bu iş bitsin”[3] diyenlere “referandumdan “evet” çıkarsa terör biter”[4] diyenler eklendi. Pokémonları bile isteye karabasana dönüştürdüklerini düşünmemek elde mi, değil. O halde, herkesin kendine göre, kendine ait özelliklerinin her birinin kıymetinin bilindiği, farklılıklardan nefret edilmeyen bir dünyada yaşamak için karabasanlara, korkulara “get a catch a mon!” diye birlikte bağıracak yol arkadaşlarını bulmalı, memleketi karabasan tacirlerine[5] kaptırmamalı.

[1] İngilizce tam söyleşi; Gilles Deleuze, Felix Guattari, “Capitalism: A Very Special Delirium” http://www.generation-online.org/p/fpdeleuze7.htm, Son erişim: 25.01.2017.

Türkçe kısa özeti; Gilles Deleuze, Felix Guattari, “Kapitalizm: Çok Özel Bir Hezeyan”, Çeviri: Elçin Gen, E-Skop online dergi, http://www.e-skop.com/skopbulten/kapitalizm-cok-ozel-bir-hezeyan/2199, Son erişim: 25.01.2017.

[2] İran, Fransa, Çin vb. Hatta Suudi Arabistan’da oyuna karşı fetvalar dahi yayınlandı. “Pokemon Go yasakları büyüyor”, 9 Ağustos 2016, http://www.chip.com.tr/haber/pokemon-go-yasaklari-buyuyor_64394.html, Son erişim: 26.01.2017.

[3] 7 Haziran 2016 öncesi AKP mitingleri,  https://www.youtube.com/watch?v=ZrIf4hFzxFc

[4] Başbakan Yrd. Numan Kurtulmuş http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/664939/Kurtulmus_tan_Teror_sopasi__Canli_bombalar_devam_edebilir_referandumdan__Evet__cikinca_teror_biter.html

[5] 1990’lı yıllarda dolandırıcılık yapan Titan Saadet Zinciri vardı, maalesef şimdiki kötülüğün düzeyi bambaşka, umut tacirliği, dolandırıcılığı lafları yetmiyor.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here